Kırklareli Haberleri için yeni adresiniz! – www.40lareli.com

Kırklareli Haberleri için yeni adresiniz!

Archive for Ağustos, 2009

“Kırklareli’ne dışarıdan köpek getiriyorlar”

Posted by zdinckol On Ağustos - 25 - 2009

20090825-32642Kırklareli Belediyesi, yaptığı açıklamada son beş yılda 700 sokak köpeğini kısırlaştırdığını kaydetti. Kırklareli Belediyesi Basın Yayın ve Halkla Ilişkiler Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, Belediye sınırları dışından Kırklareli’ne köpek getirilerek, boş arazilere bırakıldığı bunun da Kırklareli’nde sahipsiz köpek sayısını arttırdığı ileri sürüldü.

Açıklamada, ”Sorun, belediye sınırları dışında sokak hayvanlarıyla ilgili bir çalışma yapılmamasından ve kurumumuzun yetki sınırları dışında kısırlaştırılması ve aşılanması yapılmamış sokak hayvanlarının belediye sınırları içerisine bırakılmasından kaynaklanmaktadır.

Son beş yılda belediye olarak 700 sokak köpeğini kısırlaştırdık” denildi.

Sahipsiz köpekler konusunda diğer kamu kurum ve kuruluşlarının desteğine ihtiyaç duyulduğunun ifade edildiği açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Şehrimize il dışından köpek gelişlerinin önlenmesi konusu kurumumuz yetkilerini aşmaktadır. Dolayısıyla sorunun dile getirildiği Il Hıfzıssıhha toplantılarında, katılımcı olan diğer kurumlardan sorunun çözümü için işbirliği talep etmekteyiz. Amacımız, ilimizin sorunu olan bu konuda, Il Hıfzıssıhha toplantılarına katılan kurumların, yetkimizi aşan konularda yardımını alarak soruna çözüm bulabilmek.”

Popularity: 14% [?]

Göksel Baktagir ulusal basında övgüyle yorumlanıyor

Posted by zdinckol On Ağustos - 25 - 2009

20090825-31743Dünyaca ünlü kanun sanatçımız Göksel Baktagir ulusal ve uluslararası çapta gündemde olmaya devam ediyor. Son olarak Zaman gazetesi Romania ekine konu olan Göksel Baktagir, Gülizar Baki’nin yazısında Eda Karaytuğ’un “Gönülden” adlı albümüne verdiği destekle gündeme geldi. “20 yılda bir çıkan albüm” başlığıyla yayımlanan yazıda Gülizar Baki şu cümlelere yer vermiş:

“Eda Karaytuğ, sanatta 20 yılını devirmiş bir devlet sanatçısı. Müzik tutkunları, Eda Karaytuğ’u iyi tanır. Yorumuna meftun olan çoktur. Mehmet Barlas, Doğan Hızlan ve Fehmi Koru bu isimlerden bazıları. Zaten yıllardır konser ya da fasılda Karaytuğ’u dinleyenlerin ilk sorusu albümü olup olmadığıydı. ‘Keşke albümü olsa da dinlesek.’ diyenler arasında Barlas da var. Hatta Barlas, bu isteğini köşesinde bile dile getirmişti. Bu kadar isteğe rağmen albüm fikri Karaytuğ’u hep tedirgin etmiş. Ta ki bu zamana kadar. ‘Gönülden’ albümünü yapmasına cesaret veren ise Göksel Baktagir ve Mehmet Güntekin’le birlikte çalışacak olması. Albümün sanat yönetmenliğini usta müzisyen Göksel Baktagir yapmış. Karaytuğ, Baktagir’in iki bestesini de seslendirmiş. Baktagir, sadece besteleri ve kanunuyla değil, sesiyle de albüme destek veriyor.”

Hem yurtiçi, hem de yurtdışındaki platformlarda övgüyle söz edilen Baktagir, kendi projelerinin yanısıra başka performanslara verdiği destekle de ne kadar usta bir sanatçı olduğunu kanıtlıyor.

Bunun yanısıra Göksel Baktagir geçtiğimiz haftalarda İstanbul Aya Irini’de gerçekleştirilen “Klasik Türk Müzik Kampı”nda da sahne aldı. Yurdal Tokcan (Ud), Baki Kemancı (Keman), Ömer Erdoğdular (Ney), Derya Türkan (Kemençe), Tanju Erol (Klarnet), Murat Aydemir (Tanbur & Lavta), Hamdi Atakay (Perküsyon) ve Bora Uymaz (Şan & Nazariyat)’ın aralarında bulunduğu kamp eğitimcilerine kanunuyla eşlik eden Baktagir, dünyanın değişik ülkelerinden gelen katılımcılar da sahne almış oldu. Dünya üzerindeki değişik din, dil ve ırktan insanın, Klasik Türk Müziği paydası ve sevdasında buluştuğu konser dinleyici tarafından tam not aldı.

Popularity: 7% [?]

20090824-31141Kırklareli, Aşağıpınar mevkisinde Neolotik döneme ait arkeolojik kazılarda figürinler, boncuklar, yassı baltalar, kemikten yapılmış mühür, kilden yapılmış sapan taneleri, öğütme taşları, çanak, çömlekler bulundu.

Istanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Prehistorik Bölümü Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özdoğan başkanlığında, 1993 yılından bu yana aralıklarla devam eden arkeolojik kazıların bu yılki çalışmalarına, İstanbul Üniversitesinden araştırma görevlileri ve öğrenciler ile Kırklareli’nden 65 genç katılıyor.

Bir süre önce başlayan kazılarda, figürinler, boncuklar, yassı baltalar, kemikten yapılmış mühür, kilden yapılmış sapan taneleri, öğütme taşları, çanak, çömlek çıktı.

Çalışmalara 10 yıldır katılan araştırmacıların bulunduğunu, tüm ekibin özveri ile Kırklareli’nin 7 bin yıllık tarihini ortaya çıkarmaya çalıştığını ifade eden Özdoğan, kazının 3 yıl daha devam edeceğini bildirdi.

-KIRKLARELI AVRUPA KÜLTÜR BÖLGESINDE GEÇIŞ NOKTASI-

Anadolu kültür bölgesi ile Avrupa kültür bölgesinde, Kırklareli’nin bir geçiş ve bağlantı noktası olduğunu vurgulayan Özdoğan, asıl amaçlarının, ”iki bölge arasındaki ilişkileri anlamak ve bunları uygarlık tarihine katmak” olduğunu söyledi.

Kazı çalışmaları hakkında da bilgi veren Özdoğan, şöyle devam etti:

“’Kazı çalışmalarına 16 yıl önce Aşağıpınar ve Kanlıgeçit’te başladık. O günden beri çalışmalarımız devam ediyor. Çok değişik dönemlere ait kalıntıları ortaya çıkarıyoruz. Bu yılki çalışmalarımız eylül ayının sonuna kadar devam edecek. Çalışmalarımızla bir yandan kültür sektörü projesini ayakta tutmaya çalışıyoruz, bir yandan da belgeleme çalışmalarını, yani köy mimarilerini, sivil mimariyi bölgenin jeolojik durumunu belgelemeye çalışıyoruz.

Kazıların sonucunda, burada ne gibi bir süreç yaşandı. Köylünün, çiftçinin yaşamı, iklimi, buradaki ilk yerleşim nasıldı, ne gibi teknolojiler vardı? Yani tarım, çiftçi, köy yaşantısını, bitki kalıntılarını gün yüzüne çıkarmaya çalışıyoruz. Burada uzun süren bir yaşantı var. Bu nasıl bir yaşam, doğal çevre nasıl, iklim nasıl, buradaki ilk yerleşim nasıl oluştu, hangi bölgelerle iletişim içindeydi, ne gibi teknolojiler vardı, bunları da öğrenmeye çalışıyoruz. Son bulunan eserler bizleri sevindirdi.”

SAMANLIKTA KÖY MÜZESI-

Kazılarda, bugüne kadar elde edilen eserlerin bir kısmının Kırklareli Müzesinde sergilendiğini ifade eden Özdoğan, bu eserlerin fotoğrafları ve kazı planları ile kazı alanındaki Neolotik döneme ait ev ve yaşam tarzının maketlerinin kazı alanı yakınında kurulan iki samanlıkta sergilendiğini bildirdi.

Özdoğan, samanlık müze ile ilgili de şunları söyledi:

”Kazı alanından çıkardığımız eserleri, bu iki samanlıkta halka sergiliyor ve halkın anlayabileceği şekilde gösteriyoruz. Burada, ahşap yapıların tarihi dokusu ve içerisinde nasıl yaşandığını anlatmaya çalıştık. Bu sergide yaklaşımımız, halkın anlayabileceği tarzdan, bilimsel terminoloji kullanmadan Kırklareli’nin geçmişini, uygarlık tarihine katkısını ve ilk yaşamın nasıl olduğunu göstermek.”

Her iki samanlıkta açtığı sergiye bir tür ‘köy müzesi’ adını veren ve bunun yurt dışında örneklerinin bulunduğunu ifade eden Özdoğan, Ahmetçe köyünde de büyük bir araştırma merkezi kurduklarını kaydetti.

Popularity: 24% [?]

Sonsuza dek, Özgürlük!!!

Posted by anakin29 On Ağustos - 23 - 2009

v-for-vendetta-751826Bazı filmler vardır, insan hayatına anlam katar… Geleceği resmeden bir yaşamın anlatıldığı bu filmlerde “Biz olsaydık ne yapardık?” sorusunu kendimize sorar, cevap ararız…
Diktatörlüğün egemen olduğu, özgürlüğünüzün kısıtlandığı bir yaşama sahip olsaydınız ne yapardınız? Uyur muydunuz, yoksa uyanır mıydınız?
“İşte V for Vendetta” size bu sornun cevabını aratacak filmler arasında yer alıyor. Alan Moore’un yazıp (Watchmen) David Lloyd’un çizdiği aynı adlı çizgi roman 2005 yılına beyaz perde ile buluştu. Çizgi roman tarihinin en beğenilen eserleri arasında yer alan bu hikayenin uyarlaması da bir o kadar başarılı oldu. 2005 yılı İngiliz-Alman ortak yapımı film, 2006′da gösterime girdi. Wachowski biraderlerin (Larry Wachovski – Andy Wachowski) sinemaya uyarlayıp yapımcılığını yaptığı filmi, daha önce Matrix üçlemesinde yardımcı yönetmenlik yapan James McTeigue yönetti. Filmin başrollerini ise Matrix serisinin Ajan Smith’i Hugo Weaving ve Natalie Portman paylaştı.

Filmin konusu kısaca şöyle; Geleceğin İngilteresi (2020)… Baskıcı, diktatör rejim, halkın özgürlüğünü kısıtlamış, sınırlamalar getirmiş ve sadece kendi çıkarları doğrultusunda yönetimi eline almıştır… Öyle ki bu rejim gece sokağa çıkılmasına izin vermiyor, dinsel açılımlara geçit sağlamıyor, eşcinsel kitleyi tamamen ortadan kaldırmak gibi uygulamalar ile medyanın gücünü kullanarak, tabir

v-for-vendetta-image

-caiz ise TV başında ki insanları “güzel bir hayatınız var” diyerek kandırmaktadır…

Ama uyumayanlar da vardır… Bunu sona erdirmek için biri ortaya çıkar. Kendisine “V” diyen vodvil maskesi takmış kahraman, 5 Kasım tarihini kendisine rehber edinerek, (5 Kasım 1605; Guy Fawkes’un İngiliz Parlamento Sarayını havaya uçurma girişiminin tarihidir) dikta rejimini sona erdirmek için tüm İngiltere’yi uyandırmaya kararlıdır.

Filmi izleyince ya da konusunu okuyunca pek de yabancı olmadığımız bir hikaye ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Böyle bir hayatı şu anda bizim yaşamadığımızı kim tam anlamıyla ispatlayabilir… Ve elbette Televizyonda izlediğimiz görüntülerin ve duyduğumuz kelimelerin doğruluğunu kim kanıtlayabilir…
Daha özgür bir dünyaya doğru…

Popularity: 8% [?]

Kırklareli’ne daha elverişli bir müze şart

Posted by zdinckol On Ağustos - 21 - 2009

20090821-35116İlimizde Cumhuriyetin ilk yıllarında Belediye Başkanlığı binası olarak hizmet veren 1894 yapımı tarihi Kırklareli Müzesi’nde kayıtlı 5 bin 337 tarihi eser bulunmasına rağmen, binanın yetersizliği nedeniyle bunlardan ancak 605′i sergilenebiliyor.

Yetkililer yaptıkları açıklamada, Kırklareli’ne yeterli bir müze binası yapılmasının şart olduğunu söylediler.

Müzede sergilenenlerin, arkeolojik, etnografik ve sikkelerle benzeri eserlerden oluştuğunu ifade eden yetkililer, müzede halen kayıtlı bulunan 2 bin 525 sikkeden 72’sinin, 2 bin 157 olan arkeolojik eserden 323′ünün ve 655 olan etnografik eserden de ancak 210′unun teşhir edilebildiğini kaydettiler. Diğerleri ise depoda bekletiliyor.

Müzede yer alan eserlerin çoğu, Kırklareli ve çevre ilçelerdeki kazılardan elde edilmiş ve hemen hepsi nadir eserler arasında yer alıyor.

Müzemizdeki eserlerin önemli bölümü Neolotik, Kalkolotik, Prehistorik döneme ait. Dolayısıyla bunların tarihi M.Ö. 5 bin 800 ile 6 bin 800′e kadar inebiliyor. Bu dönemde demir, bakır, seramik ve cam gibi materyaller kullanılmıyordu. Insanlar o dönemde henüz madenle tanışmadığı için eserler, toprak, taş, kemik ve ağaçtan oluşuyor.

Müzemizde ayrıca, Roma dönemine ait çok değerli mermer heykel, sütun ve lahitler var. Bunlar da genellikle M.S II. yüzyıla ait eserler. Roma dönemi öncesine ve sonrasına ait eserler bakımından Vize ilçesi oldukça zengin. Çünkü Vize, Traklara başkentlik yapmış bir yerleşim birimi. Trakya’da başkentlik yapan iki önemli şehir var. Bunlardan ilki Vize diğeri de Osmanlı’nın başkenti olan Edirne.

Kırklareli müzesinde ilgi çeken bir başka eser de Pınarhisar ilçesine bağlı Poyralı köyünde, bir çiftçinin tarlasında çift sürerken bulduğu erzak küpü. Bunun yanında Müzemizde; Kırklareli’nin düşman işgalinden kurtuluşunda önemli görevler üstlenen bazı komutanların özel silah ve eşyaları da sergileniyor.

Popularity: 14% [?]

20090821-34805Akıbeti yılan hikayesine dönen Kırklareli TOKI, meydana gelen olaylarla gündemi meşgul ede dursun, buradan ev sahibi olmak isteyen vatandaşlar da artık çareyi haklarını satmakta aramaya başladı. Inşaatın ihalesini alan 2 firmanın iflasının ardından TOKI’nin ihaleyi tek taraflı feshetmesi inşaatın tamamen durmasına sebep oldu. Geçtiğimiz aylarda ihalenin üçüncü bir firmaya verilmesiyle tekrar devam edeceği ümidi doğan TOKI’de alacaklarını tahsil edemeyen müteahhit firma çalışanlarının başlattığı eylem inşaat çalışmalarının devam ettirilmesini bir müddet engelledi.

Tüm bunlar yaşanırken Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in Ocak 2010’da biteceği sözünü verdiği Kırklareli TOKI’de görünen o ki umutlar çoktan tükenmiş.

Bu konuda mağdur olan birçok vatandaşın 2010’un Ocak ayında bitmesine imkansız gözüyle baktığı TOKI’de artık devir ilanları gündeme gelmeye başladı.

Kırklareli’nin değişik yerlerine asılan ilanlarda “TOKI Devir (3+1) 120 m2” yazısı görülüyor ve altta ise müracaat telefonu yazıyor.

Popularity: 11% [?]

Tehlike çanları Dupnisa için çalıyor

Posted by zdinckol On Ağustos - 20 - 2009

20090820-31744İlimiz Demirköy İlçesi Sarpdere Köyü’ne 5 kilometrelik mesafede yer alan Dupnisa Mağarası’nda yapılan sosyal tesis çalışmaları, mağaranın doğallığına gölge düşürüyor. Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından turizme açıldığı ilk dönemlerde “Doğal Sit Alanı” ilan edilen Dupnisa Mağarası’nda, son aylarda yapılan turizm alt yapı çalışmalarının belirtilen kıstaslara ters olarak sürmesi, ziyaretçilerin tepkisine çoktan yol açmış durumda. 11 Haziran 2009 Perşembe günü yapılan ihale ile mağara çevresindeki 22 Bin Metrekarelik alan sosyal tesis hizmetlerinde kullanılmak üzere yıllığı 6 Bin Türk Lirası’ndan 5 yıllığına Pınarhisarlı Hotel İşletmecisi Ziyaettin Yörkçüoğlu’ya verildiği biliniyor.

İhale kuralları çiğnendi

Fakat her nedense Yörükçüoğlu, ihaleyi kazandıktan kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada, yapacakları sosyal tesislerde sadece prefabrik yapıya yer vereceklerini ve doğaya hiç bir şekilde zarar vermeyeceklerini belirtmesine rağmen, tamamen beton ve tuğladan yaptığı ilk sosyal tesis olan büfe ve dinlenme salonu ile ihalede yer alan maddeyi çiğnemiş oldu. Dupnisa Mağarası’nın hemen yanı başına ihale sözleşmesine uygun olmayan ve hiç bir peyzaj özelliği taşımaması sebebi ile “Ahıl”a benzetilen bu “Çirkin Yapı” mağarayı ziyarete gelenlerle birlikte, sivil toplum kuruluşları, Üniversite öğretim üyeleri, doğaseverler ve müdavimler tarafından hiç hoş karşılanmazken, Il Özel Idaresi’nin ihaleye verdiği alan adeta bir “doğa katliamı”na sahne oluyor.

Prefabrik yapı nerede?

Dupnisa Mağarası ihalesini kazandıktan sonra Ziyaettin Yörükçüoğlu yaptığı konuşmasında şunları kaydetmişti; ”Doğayı bozmadan şartnamedeki şartlara uygun olarak çalışma yapacağız. Amacımız bu sayede Dupnisa Mağarası’nı turizme kazandırmaktır. Çalışmalarımıza en kısa zamanda başlayacağız.” Ihale kurallarında yer alan bir çok maddeden birisi olan Prefabrik(taşınabilir) yapıya sadece izin verilmesi ve kesinlikle betonarme bir yapılanmaya gidilmemesi ibarelerini yıkan bu yapı, Dupnisa’nın makus kaderine de kara bir leke olarak düştü.

Mağara’nın ihalesini aldıktan sonra araç park edilen yerler ücretli otoparka dönerken, ihale öncesi mağaradaki tek sosyal tesis olan tuvaletler ise hiç bir ıslah çalışması yapılmadan yine ihaleyi alan kişiler tarafından ücretli hale getirildi. Ücretli hale getirilen tuvaletlerde de diğer betonarme yapı gibi başıboşluk mevcut. Bu doğrultuda tuvaletlerin rutin aralıklarla temizlenmesi gerekmesine rağmen, akşamdan akşama temizlenmesi hijyensiz bir ortam yaratırken, ziyaretçilerin uygunsuz ortamda para ödeyerek ihtiyaçlarını gidermesi ise bir diğer tepki konusu.

Bunlarla birlikte Sarpdere Köyü ile Dupnisa Mağarası arasındaki 5 kilometrelik stabilize yolun asfaltlanmaması, mağarayı ziyarete gelen yerli ve yabancı turistlerin toz- toprak arasında yol almasına neden oluyor. Trakya’nın turizme açılan ilk ve tek mağarasındaki çalışmalar, ileri gideceğine geri gidiyor. Bu gidişatla Dupnisa Mağarası’nın doğal güzelliğinin ve cazibesinin 3- 5 yıl içerisinde yok olmasından korkuluyor. Dupnisa Mağarası çevresinde hiç gerek yokken betonlaşmaya gidilmesinin, Sivil Toplum kuruluşlarını harekete geçirdiği ve konunun yargıya taşınacağı en çok bilinen söylentiler arasında.

Popularity: 18% [?]

PAZAR KAHVALTISI

Posted by zdinckol On Ağustos - 19 - 2009

tenzilePazar kahvaltısı için yollara düşüyorum. Son zamanlarda yollarda geçirdiğim zamanları düşünüyorum, bölük pörçük uykularla bindiğim otobüsler, otogarların büyük gürültüleri içinde uykumun açılması, ucu ucuna yetiştiğim servisler, vapurlar zamanlar yarıştığım günlerin sessizliğiyle Pazar günü evden sallanarak çıkıyorum.

Ertelediğim, sürekli yapmam gerekenlerin üzerine bir şeyler eklendiği için söz verilmiş Pazar kahvaltısı için Aysel Abla’ya doğru ilerliyorum. Yapılması gereken işlerden, aklımı kurcalayan her şeyden uzaklaşmak için müthiş bir zaman dilimi geçireceğim düşüncesiyle sokağa girdiğimde gülen gözleriyle pencereden gelişimi bekleyen Aysel Abla’yı görüyorum.

Evin kapısını açarken mutfaktan gelen güzel kokular ve Aysel Abla’nın gülcükleriyle kapıdan içeriye girdiğimde şen şakrak bir havaya bürünüyorum. Misafir olmanın en güzel tarafı da gittiğiniz evin acısını hüznünü biraz hafifleterek, ev sahibinin acısını hüznünü uzaklaşmasına yardımcı olmakmış. Hazırlanan kahvaltı masasında yerimi alırken gülüşüyoruz. Yüzüme bakarken gözleriyle onay vererek ;’Yüzüne bir gülümseme gelmiş’ diyor Aysel Abla. Gülüşüyoruz, incecik bardaklarla çaylarımızı içerken rüzgâr saçlarımı karıştırarak uçuşuyor, başlıyoruz görüşemediğimiz günlerdeki olayların tahlillerine.

Susmak bilmeden anlatıyorum, işi hayatı, gördüklerimi, başıma gelenleri, başımıza gelebilecekleri, İstanbul’u, değişen her şeyi anlatıyorum. Zaman zaman umutlu, çoğu zaman karamsar. Pür dikkat geç kalmış misafirini dinlerken Aysel Abla, rüzgar saçlarımı uçuştururken, üşümeye başlıyorum, ipek bir şal uzatıyor gözlerimin içine derin derin bir şey söyleyecek bakarken; ‘Aylar önce, Fırtınalarıyla başa çıkabilen var mı? Başlıklı bir yazı yazmıştın, hatırlıyor musun?’diyor. Gözlerim dolarak ‘Evet ‘diyorum .’Gerçekten çıkabiliyor musun poyrazlarınla lodoslarınla, o rüzgârlar seni nerelere sürüklüyor’ diyor. Boğazıma bir yumruk oturuyor. İkimizde farklı yerlerin çıkmaz sokaklarında buluyoruz birbirimizi.

Saçlarım devam ederken uçuşmaya, bir yerde emanet duran, belirsiz duran, derin sızılar için üzülüyorum. İçimdeki çocuk sanki gel biraz asfaltta koşalım, dizlerimizi kanatalım, batsın çalı çırpı ayaklarımıza diyor.

Kahvaltı sohbetimiz, politikadan, sanattan, sinemadan, hayattan konuşurken uçuşan saçlarımın kargaşasıyla hasır sandalyeye omuzlarımdaki ipek şalı bırakırken uzaklara bakarak,’Bırak rüzgârların gitsin gitmesi gereken yere, içinde tutarsan fırtınaların ‘olur diyor, gözleri dolarak. Vedalaşıyoruz, asansörde dağılan saçlarımı düzeltirken, gözlerim aynaya takılıyor, apartmandan çıkarken güneş bulutların arasından çıkmış, Aysel Abla tüm inancı ve gözlerinde umutlar el sallıyor pencerenin önünden.

Evin yolunu tutuyorum, güneş bulutların arasından çıkmış, umut beslediğim, umutlarını kaybetmeyenler gördüğüm herkes için dua ediyorum. Bir yerlerde sevginin umudun kazanacağına inanarak, tüm anahtarların ters döneceğine inanıyorum ve gülümsüyorum. İyi haftalar…

tenzileyorulmaz@gazetetrakya.com

Popularity: 6% [?]

Alice “yine” Harikalar Diyarında

Posted by anakin29 On Ağustos - 17 - 2009

İalice article-1087007-0282C88F000005DC-862_468x570smini duyunca midemalice_wonderland_mia3-520x485izin kalktığı, “yeter artık” dediğimiz “Alice Harikar Diyarında” yeni çevrimi ile 2010 yılında gösterime girecek. Ama yönetmen koltuğunda vizyonu belli, “Ancak o bu hikayeyi yeniden şekillendirebilirdi” diyeceğimiz biri var; Tim Burton (Batman, Charlie’nin Çikolata Fabrikası, Beterböcek, Büyük Balık)

Linda Woolverton’ın çocuk romanından uyarlanan yapım 17 yaşındaki Alice’in sosyeteye tanıtım partisinde beyaz bir tavşanı takip ederek kendini harikalar diyarında bulmasıyla başlıyor.

Artık Burton’ın kankisi olduğunu tahmin ettiğimiz Johnny Depp, filmde başrolde.  Alice rolünde ise Mia Wasikowska’yı izleyeceğiz. Filmin diğer asları; Helena Bonham Carter, Alan Rickman, Michael Sheen, Crispin Glover, Anne Hathaway, Christopher Lee ve Timothy Spall.

Ne diyelim; Sadece küçükler değil, biz büyükler de heyecanla bekliyoruz.

Sabırsızlananlar için buyrun fragmanı; http://www.dailymotion.com/video/xa231q_alice-in-wonderland_shortfilms

Popularity: 13% [?]

Tarihimiz yıpranmaya devam ediyor

Posted by zdinckol On Ağustos - 17 - 2009

20090817-41912İlimizin tarihi mirasını yıllardır içinde barındıran Yayla Mahallesi mevcut tarihi eserlerini her geçen gün kaybetmeye devam ediyor. Eski yıllarda yapılan ve günümüze kadar gelen tarihi evler yok olmaya başlamış. Restorasyon yapılmayı bekleyen bakımsız bir çok ev Yayla Mahallesi’nde öylece duruyor.

Bu durumu Ergün yaşayan bazı mahalle sakinleri eski evler için şunları söylüyor; “Bizler Yayla mahallesinde yıllardır yaşıyoruz ve hergün bu evlerin yok oluşunu izlemek bizleri çok üzüyor. Atalarımızdan bugünlere kadar gelen bu güzelim eserlerimizin yok olamaması için hiç bir şey yapamıyoruz.

Evlerin sahiplerı nedendir bilinmez evleri ile hiç ilgilenmiyorlar.

Bazı evler ise devalet malı olmasına rağmen ilgisizlikten yok olmaya başladı. Bazı evler ise kötü amaçlar açısından kullanılıyor.

Eski insanların Kırklareli halkına bıraktığı tarihi değerlere sahip çıkmak yerine yok etmek bazılarının kolayına geldiğinden bu durum hep böyle devam edecek.

Hiç bir zaman bu konuya bir dur diyen olmayacak. bu durumdan böyle bir sonuç çıkmaktadır” diyerek eski evlerin vahim haline dikkat çektiler.

Popularity: 5% [?]