Kırklareli Haberleri için yeni adresiniz! – www.40lareli.com

Kırklareli Haberleri için yeni adresiniz!

PAZAR KAHVALTISI

Posted by zdinckol On Ağustos - 19 - 2009

tenzilePazar kahvaltısı için yollara düşüyorum. Son zamanlarda yollarda geçirdiğim zamanları düşünüyorum, bölük pörçük uykularla bindiğim otobüsler, otogarların büyük gürültüleri içinde uykumun açılması, ucu ucuna yetiştiğim servisler, vapurlar zamanlar yarıştığım günlerin sessizliğiyle Pazar günü evden sallanarak çıkıyorum.

Ertelediğim, sürekli yapmam gerekenlerin üzerine bir şeyler eklendiği için söz verilmiş Pazar kahvaltısı için Aysel Abla’ya doğru ilerliyorum. Yapılması gereken işlerden, aklımı kurcalayan her şeyden uzaklaşmak için müthiş bir zaman dilimi geçireceğim düşüncesiyle sokağa girdiğimde gülen gözleriyle pencereden gelişimi bekleyen Aysel Abla’yı görüyorum.

Evin kapısını açarken mutfaktan gelen güzel kokular ve Aysel Abla’nın gülcükleriyle kapıdan içeriye girdiğimde şen şakrak bir havaya bürünüyorum. Misafir olmanın en güzel tarafı da gittiğiniz evin acısını hüznünü biraz hafifleterek, ev sahibinin acısını hüznünü uzaklaşmasına yardımcı olmakmış. Hazırlanan kahvaltı masasında yerimi alırken gülüşüyoruz. Yüzüme bakarken gözleriyle onay vererek ;’Yüzüne bir gülümseme gelmiş’ diyor Aysel Abla. Gülüşüyoruz, incecik bardaklarla çaylarımızı içerken rüzgâr saçlarımı karıştırarak uçuşuyor, başlıyoruz görüşemediğimiz günlerdeki olayların tahlillerine.

Susmak bilmeden anlatıyorum, işi hayatı, gördüklerimi, başıma gelenleri, başımıza gelebilecekleri, İstanbul’u, değişen her şeyi anlatıyorum. Zaman zaman umutlu, çoğu zaman karamsar. Pür dikkat geç kalmış misafirini dinlerken Aysel Abla, rüzgar saçlarımı uçuştururken, üşümeye başlıyorum, ipek bir şal uzatıyor gözlerimin içine derin derin bir şey söyleyecek bakarken; ‘Aylar önce, Fırtınalarıyla başa çıkabilen var mı? Başlıklı bir yazı yazmıştın, hatırlıyor musun?’diyor. Gözlerim dolarak ‘Evet ‘diyorum .’Gerçekten çıkabiliyor musun poyrazlarınla lodoslarınla, o rüzgârlar seni nerelere sürüklüyor’ diyor. Boğazıma bir yumruk oturuyor. İkimizde farklı yerlerin çıkmaz sokaklarında buluyoruz birbirimizi.

Saçlarım devam ederken uçuşmaya, bir yerde emanet duran, belirsiz duran, derin sızılar için üzülüyorum. İçimdeki çocuk sanki gel biraz asfaltta koşalım, dizlerimizi kanatalım, batsın çalı çırpı ayaklarımıza diyor.

Kahvaltı sohbetimiz, politikadan, sanattan, sinemadan, hayattan konuşurken uçuşan saçlarımın kargaşasıyla hasır sandalyeye omuzlarımdaki ipek şalı bırakırken uzaklara bakarak,’Bırak rüzgârların gitsin gitmesi gereken yere, içinde tutarsan fırtınaların ‘olur diyor, gözleri dolarak. Vedalaşıyoruz, asansörde dağılan saçlarımı düzeltirken, gözlerim aynaya takılıyor, apartmandan çıkarken güneş bulutların arasından çıkmış, Aysel Abla tüm inancı ve gözlerinde umutlar el sallıyor pencerenin önünden.

Evin yolunu tutuyorum, güneş bulutların arasından çıkmış, umut beslediğim, umutlarını kaybetmeyenler gördüğüm herkes için dua ediyorum. Bir yerlerde sevginin umudun kazanacağına inanarak, tüm anahtarların ters döneceğine inanıyorum ve gülümsüyorum. İyi haftalar…

tenzileyorulmaz@gazetetrakya.com

Popularity: 6% [?]

OTIZM

Posted by zdinckol On Ağustos - 8 - 2009

tenzileTelevizyonda o kanaldan bu kanala dolaşırken canlı yayına bağlanan ağlamaklı bir ses tonuyla konuşan kadının sözcükleriyle takılıp kalıyorum. Kadın öyle bir konuşuyor ki, yüreğinizin parça parça olmaması mümkün değil.

‘Yeter ki farkına varalım, onlar farklı değil, sadece eğitim süreçleri diğer çocuklara göre daha uzun, daha önce ve daha çok ilgi istiyorlar. Ayırıcı bir özellik yok, otizm eğitimle giderilebilecek bir bozukluk. Hastalık değil bozukluk, lütfen biraz önemseyin. Duyarlı olalım” diyor. Programdaki herkeste bir suskunluk, sunucu hangi kelimeleri söyleyeceğini bilemiyor.

Bundan iki yıl önce sürekli okuduğum haftalık bir dergi sayesinde otizm bozukluğunun tanımını öğrenmiş özel eğitim ve büyük ilgi sevgiyle bu bozukluğu yok edebiliyorlar. Dünya üzerinde 150 çocukta bir görünüyor ve hızla sayıları artıyor.

O akşamın sabahında beynime aldığım notla internet başına oturuyorum. Arama motoruna ‘otizm’ yazdığımda tüm bilgiler önüme geliyor. Hastalık olarak bilinen bu bozukluğu üzerine hastalık olmadığını vurguluyor. Belli bir seviyesi olmadığı gibi, zekâ geriliği görülebileceğiniz anlatıyor. Konuşma güçlüğü, iletişim zorluğu, tepkilerinde anormalik göstermesi başlıca belirtileri. O siteden bu siteye dolaşırken uzmanları tavsiyelerini, otizm bozukluğuyla savaş veren annelerin mektuplarını okudum. Sitelerin formlarında dolaştım ağzımdan hep ‘Allah Korusun’ cümlesi dökündü.

2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık günüydü. Ben bu satırları yazmadan önce gazetede gazeteleri okurken bir anneyle röportaj yapılmış. Yazılanların tam altına ‘Erken tanı ve eğitimle, otizmli bir çocuk yeniden doğabilir!’bir broşür yayınlamışlar. Her şeyi anlatıyor yazılanlar, konuşanlar, yapılan araştırma ve duyarlı olunması için elden ne gelirse yapılıyor.

Insanın başına gelmeden mutlaka anlayamaz, kelimeleri çok kolay kullanır ancak biraz duyarlı olabilmek gerek. Çevremizde bu bozukluğu yaşayıp fark edilmeyen, edilmediği gibi tedavisini bilmeyen çok anne baba var. Özel eğitim gerektiren bu bozukluk içinde devletin b ir şeyler yapması gerek. Bilinçlendirilen kişilerin kuruluşlarla pekiştirilmeli, Allah vergisi deyip kabullenmenin dışında mücadele ederek ilgi alakayı beşe katlayarak bu bozuklukla savaş verebiliriz toplum olarak insan olarak.

Hayatın içindeki olan her şey bizim. Bizim olan, sizin olan, komşunuzun olan, okyanusların ötesinde olan, size çok uzak ya da çok yakın olan herkesin, her birimizin başına gelebilir otizm. Bazı acılar, bazı sevinçler ırk, millet, din tanımaz gelir yüreğinizde durur.

Bu satırların sonuna geldiğimde ziyaret ettiğim bir sitedeki kocaman yazılarla otizmi destekleyen ve yenilebileceğine inanarak yazılan slogan aklıma geliyor:’Sevgi engel tanımaz.’Sevginiz, farkındalığınız hiç sınır tanımasın, engellerinizi engel görünen her şeyi sevgiyle yenebileceğinizi umarak iyi haftalar.

tenzileyorulmaz@gazetetrakya.com

Popularity: 3% [?]

TIYATRO GÜNÜNDEN, SEÇIM GÜNÜNE

Posted by zdinckol On Ağustos - 8 - 2009

tenzileDünyanın her yerinde perde açan sahnelerin, yüreklerini tiyatroya vermiş, okul kapılarında büyük özverilerde bulunan herkesin dün Dünya Tiyatrolar Günüydü.Tiyatroyla ilgilenildiğinde ya da okulunu okumak istediğinde gelen ilk soru şu olur:’Neden Tiyatro?’Sayfalarca yazılar yazılmış, sayfalar yazıldıkça sorular çoğalmıştır. Cevap, başlangıçta olan herkes için aynıdır;’Çünkü her şey olabilirim, sahne üzerinde.’Işte bunun farkındalığında başlar serüven. Bir kere o serüvende minicik bir ışık gördüğünüzde de takıp kalır ve arayışlara girersiniz. Benim tanıdığım, şahit olduğum herkeste bu böyle oldu.Toplumun aksaklıklarını anlatan, kendine ayna tutmasını sağlayan, insanların izlerken ve oynarken bir zevk aldığı tiyatro aslında bünyesinde o kadar karışık soruların beraberinde getirir ki ve bu soruların karşılığı yine sahneden geçer. Konservatuar kapılarında sorularının karşılığını bulan, bulmaya çalışan çok insan tanıdım, onları tanırken kendime de onlar kadar yabancı olduğumu fark ettim. Tiyatronun nasıl bir tutku olduğunu kapalı kapılar ardında sabırla beklediğim saatlerde yabancılaşan kendime tiyatro aşkıyla karşılık buldu yabancılamışlığım ve içimden tıpkı bekleyen yüzlerce kişi gibi bende kendimle tanışıp, istediğim şeyin önemini ve nedenini anladım. Benim serüvenim böyle başlarken dersimize ilk giren hocamız şunları demişti:’Tiyatro bir aynadır, büyük bir aşktır. Zaman zaman sizi terk eder, canınızı çok yakar. Kendinizi evlere kapatır ağlarsınız, sessiz çığlıklarınızı olur ama korkmayın siz kendinizi tanıyorsunuz. Yeter ki bu aşktan vazgeçmeyin’ demişti. Çok zaman geçti bu sözlerin ardından ve bunların her birini sınıf olarak yaşadık. Düştük, kalktık, ağladık, bazen vazgeçtik, büyük yolculuklara çıkıp gözden kaybolduk. Ama bir yerlerde hep aynı şey için attı kalbimiz… Tiyatro aşkıyla yaşamayı öğrenirken trajedinin bizimle olduğunu hiç unutmadık.Çalışmayarak geldiğimiz bir dersimizde bir hocam şunları demişti:’Başka hiçbir meslek yok yaşananları anlatıp, yaşananlarla hesaplaşmayı öğreten ve öğretirken de size ders veren, farkına varın ki, sizin farkınız burada’ demişti. O dersin sonunda yanımdaki arkadaşıma dönüp; ‘Neden tiyatro?’sorum değişti demiştim.’Ne oldu peki ‘demişti.’ Ne yaparsam yapıyım nefret etsem de, çok ağlasam da, çok gülsem de, pişmanlılarım da olsa vazgeçip geçip tekrar başlasam da bana yine yer açtığı ve beni önemseyip benimle olduğu için yani tıpkı annem gibi’dedim. Gülümsedi.’Dur bakalım yenileri eklenir her tecrübende daha çok kelime ekleyeceksin bu aşka’ dedi. Bir yerlerde içinde ukde kalanların, konservatuar kapısında bekleyenlerin, sahnelerde alkışı duyanların, perdeler kapatılmasın diye yollarda devlet büyüklerimi protesto edenlerin, annesi babası izin vermediği diye okulların sınavlara giremeyenlerin aslında yüreklerinde tiyatro aşkı olanların, aşklarını yarıda bırakanların, kendilerini tiyatroya ait hisseden herkesin, her milletin, her dinin günüydü dün. Dünya Tiyatrolar gününüz kutlu olsun.****Pazar günü büyük gün bir buçuk aydır beklenen gün için sandık başına gideceğiz. Adaylar kadar seçmenlerde meraklı. Gergin bir bekleyiş var. Televizyon programları, radyoda haberler beş milyon kişinin geçen seçimlerde oy kullanmadığının söylüyor. Pazar günü her şeyi bir kenara bırakarak kendi hayatınıza karar veriyormuş gibi bir seçmen olarak TC Vatandaşı olarak, seçim hakkınız elinizde olarak sandık başına lütfen gidin. Çünkü yaşadığınız şehrin, ülkenin en önemlisi kendiniz için lütfen gidin. Atığınız oy sizin için değerlidir. Iyi haftalar.

tenzileyorulmaz@gazetetrakya.com

Popularity: 3% [?]

GÜLEBILMEK

Posted by zdinckol On Ağustos - 5 - 2009

tenzileUzun süredir gazetelerdeki, dergilerdeki önemli olayları, beğendiğim köşe yazılarını, yazı dizilerini, önemli içerikli dergileri kendimce yaptığım bir arşivde saklıyorum. Kitaplar, anılar fotoğraflar kadar değerli olduğunu düşünürüm.

Uykusuz geçen gecelerin en güzel arkadaşı geçmişi karıştırıp, tarihleri görüp neler olup bittiğini fark etmek, biraz yaşananları sorgulamak, zamanın ne kadar hızlı geçtiğini anlamak için karıştırıldığında anlamlar çıkarmak için iyi geliyor ve kendine getiriyor insanı.

Çok eski bir dosya elime geçti. Dosyayı açtığımda ilk haber ‘Sonunda Gülebiliyor’ başlıklı küçük bir haber. Tarih 03.10.2004. ’10 yaşındaki Ingiltere’de yaşayan Jack Swift adlı çocuğun yapısal bozukluktan dolayı mimik kullanamadığını, birçok ameliyattan sonra bacağındaki kasları yüzüne nakledildiğini mimiklerini kullanamaya başladığını, ilk gülümsediği an; hamburgeri annesinin elinde gördüğü an olduğunu, ameliyattan önce tepkilerini ağlayarak ve bağırarak verdiğini ‘yazıyor. Hastalığının adı: Moebius Sendromu. Çok nadir görünen bir hastalık. Haberin yanında yüzünden çok gözlerinin içi gülen Jack ‘e bakıyorum.Haberi kestiğimde yanına not düşmüşüm:’Kocaman gülümsemek lazım’diye.

Bu haberin üzerinden o kadar can acıtıcı haberler geçti ki, millet olarak çok şeye gözyaşı döktük, manşetlerde yürekleri dağalayan haberleri okuduk, sonunda gülümseyemediğimiz haberlere şahit olurken anlımızdaki kaşlarımızı her haberde her olayda devreye soktuk.

Yaşam standartlarımız, ekonomik sıkıntılar, çıkmazlarımız bizi somurtkan bir toplum haline getirdi. Başımza gelen her olayın sonunda bir defa daha kaybettik. Oysa şimdi size sorsam ‘Gülümsemek için nedenlerini neler ?’desem. Yüzünüzde bir gülümseme yerleşir ve başlarsınız sıralama ve liste uzundur. Kalbiniz bile daha hızlı çarpar. Jack’ten daha şanslı olduğunu düşünüyor olabilirsiniz mesela, gülebilmek için engeliniz olmadığı bilerek gülümsediğiniz için elbette şanslısınız. Çok şey mutlu edebilir bizi; yolda yürürken minicik bir kedinin mırıltısıyla yüreğimizdeki şefkat gülümsetebilir bizi. Uzun süredir aramayı ertelediğimiz bir arkadaşımızın sesi duymak, yüreğimizdeki sevgiyle gülümsememize neden olabilir. Beklenmedi anda kapınızın şansın çalacağını inanmak, sabredebilmek, rüyalarımızın gerçekleşeceğine inanmak mutlu edebilir, gülümsetebilir bizi. En önemlisi iki ayağımızı kullanıyor olabilmek, gözlerimizin görüyor olması, hatta nefes alıyor olabilmek gülümsemek için en büyük nedenimiz.

Akşam programlarınızdan birine konuk olan kişisel gelişim uzmanI Aykut Oğut karşısındaki sunucuya diyor ki:’Ne olursa olsun, ne yaşarsanız yaşayın gülün. Siz oluruna ister, bırakın ister bırakmayın bazı şeylerinin önüne geçemezsiniz. Işte bu yüzden gülümseyin. Başınıza gelenler sizin aynanız. Gülümseyin, gülümseyin’diyor.

Arabalarda, işte, evde, sokakta, okulda, yolda yürürken, sıra beklerken, markette alışveriş yaparken, sözünüzün bittiği yerde, beklemediğiniz anda gelen üzüntüyle başa çıkarmaya çalışırken, eşinize, çocuklarınıza, komşunuza en önemlisi yüreğinize, ömrünüze gülümseyin. Iyi haftalar

tenzileyorulmaz@gazetetrakya.com

Popularity: 4% [?]

YA ÇIKARSA

Posted by zdinckol On Ağustos - 5 - 2009

tenzileİşleri bitirip hep kaçmak istedim tüm hafta uzaklara. Bu yıl en büyük hayallerimden biri uzun soluklu bir tatil yapmak. Birikmiş her düşünceyi tamamlamak, yargılamak, yarım kalan birçok şeyi noktalamak adına vurulacak en güzel çaredir. Birikmiş işleri yapmaya çalışırken radyodaki sese kulak veriyorum.’Kendinize bu şansı tanıyın, belki şans bu sefer sizden yanadır, büyük ikramiye sizin olur’ diyor.

Bu yaşıma şans oyunları oynanamamış hatta milli piyango bile almamış biri olarak gülümsüyorum ve herkes gibi soruyorum; “Ya bana çıkarsa?” Bu soruyu kendine soran herkes gibi ağzım kulaklarıma varmaya başlıyor, liste aklımda uzayıp gidiyor. Düşündükçe daha çoğalıyor, akıyor hayallerimi yapacaklarımı tutamıyorum o kadar büyük bir ikramiye miktarında…

Günün sonunda bir arkadaşıma soruyorum: “Ya çıkarsa ne yaparsın?” diyorum o belli ki daha önce düşünmüş ne isteğini, listesini iliştirmiş aklının köşesine kurulmuş gibi anlatmaya başlıyor.’Evler alırım, araba alırım, hemen tatile çıkarım, tatil dönüşü işleri yoluna koyarım, borçlarımı kapatırım. Bol bol gezerim. Alışveriş yaparım.’Tabi bu liste akıp gidiyor böyle anlatırken sanki ona çıkmış yarın parayı almaya gidiyor gibi bakıyor ve yapacaklarını bittikten sonra bir umutsuzlukla “Ahh bizde şans olsa bize çıkmaz ki” diyor… Bazen çok söylenen cümlelerin gerçekliğine inanmak gerek.

Sokağın nabzını tutmak adına muhabir kuyrukta bekleyen şansını arayama çıkan vatandaşa soruyor.’Size çıkarsa ne yaparsınız? diye uzatıyor mikrofonu. Konuşan herkes umutlu bekleyişte. O kadar güzel bir manzara var ki: Spiker genç bir adana uzatıyor mikrofonu, adam ciddi ciddi cevap veriyor: “Uçakta mangal yaparak rakı içerim” diyor. Başka biri ‘En lüks arabayla Fenerbahçelileri şehir turu attırmak istiyorum’ diyor. Sonra bir teyzeye uzanıyor mikrofon ‘Ev aldım oğlum onun taksitini ödemek için tamamı çıkmasa bile yeter’ iyor. Bir kız ise yurt dışında okumak istiyor, emekli bir öğretmen eğitim sistemini değiştirmek istiyor. Müzikle uğraşan bir geç stüdyo kurmak istiyor. Böyle sürüp gidiyor istekler…

Içimden bir ses diyor ki : “Ahh bana çıksa da hayallerimi gerçekleştirsem de ilk tatilden başlasam” diyorum. İstediklerimizin sınırlar olmadığını düşünüyorum. Insan istedikçe sonu gelmiyor. Liste uzayıp gidiyor ve bencilleşiyoruz. Siz sevgili okur ne yapmak istersiniz? O kadar para size çıkmış olsa günlük faizini bile bitiremeyeceğiniz bu para için neler inşa ettiniz? Okul mu yaptırmak istediniz, şirket mi kurmak istediniz? Yatırım mı yapmak istediniz taş binalara yoksa vakıflara yardım mı yapmak? Ben, siz, komşunuz, en yakın arkadaşınız, kuzeniniz her birimiz nasıl da bencilleştiriyor para da kaybediyoruz hayallerimizin içinde kendimizi. Oynadığınız tüm şans oyunlarında şansınız aklınız sizinle olsun. Tüm isteklerinizi günün birinde öyle ya da böyle gerçekleştiririniz. İyi şanslar, iyi haftalar…

tenzileyorulmaz@gazetetrakya.com

Popularity: 4% [?]

“MELEK” YÜREKLI KADINLAR

Posted by zdinckol On Ağustos - 5 - 2009

tenzileOyun zamanlarımın en koyu olduğu, masalları dikkatle dinlediğim, mahalledeki tüm çocuklardan sesimin daha

çok çıktığı, bir an önce büyümek istediğim zamanlardı. Komşuluk kavramı o zamanlar yitirilmemiş, mahalle halkının akraba gibi olduğu yıllardı. Ismi gibi melek güzlü komşumuz Melek Teyze’yi o zamanlar tanımıştım. Hep ağlayarak gelirdi bize, dalıp dalıp giderdi uzaklara… Elinde örgüsüyle gelirdi, bir yandan el değmemiş gibi o dantel örgüleri yapardı, bir yandan da yaşadıklarını anlatırdı. Yan odada evcilik oynarken dinlerdim, o zaman kapı dinlemek, anlatılanları dinlemek büyük bir marifetti. Melek Teyze hep bizde kalsın, hiç ağlamasın isterdim. Tüm mahallenin melek yüzlü, iyi niyetli, bize oyunlarımızda kekler yapıp getiren gözü yaşlı Melek Teyze eşinden dayak yiyen, gidecek yeri olmadığı için susup oturmakla yetinen yüreğinde acı olan komşumuzdu.

Akşam üzerileri oyunlarımızı oynamak için çıkardık sokağa. Yine bir yaz gecesi tüm mahallenin dışarıda olduğu herkesin kahkahaların birbirine karıştığı, bizim saklambaç oynadığımız bir an çığlıklar duydum. Melek Teyze’nin çığlıklarıydı. Herkes şaşkın, herkesin sesi kısıldı, sadece Melek Teyze’nin haykırışları. Herkesin duymazlıktan geldiği bu çığlıkları bu sefer herkesin canını acıtıyordu. Oyunu yarı da bırakıp, koşarak eve girdim. O gece Melek Teyze bahçesinde tahta masaya oturarak ağladı. Pencerenin arkasından izledim, çığlıkları hala kulağımdaydı. O geceden sonra Melek Teyze’yi anneme veda ederken gördüm. Oyunumun en nefes alıcı yerinde Melek Teyzeyle annemin yanına gittim Melek Teyze sarıldı, öptü beni.’Hadi koş kaldığın yerden devam et, oyununa ben seni geleceğim ziyarete’ dedi. Ben oyunuma kaldığım yerden devam etmeye çalışırken Melek Teyze yokuşu iniyordu. Ben oyunuma devam ederken o hayatına kaldığı yerden devam edebildiği mi bilmiyorum. Nasıl bir hayat kurdu, yaralarını iyileştirebildi mi diye merak ettim.

*****************************************************

Yıllar geçti, oyunlarıma veda ettim. Büyümeye çalıştım, büyüdükçe sorularımın yanıtları daha karmaşık oldu. Şehirler, evler değiştirdim. Yollar gittim, gittiğim yolların dönüşlerini yaptım, kararlar aldım. Her geçen gün hayatıma etki edecek kadınlar tandım, hikâyelerini dinledim. Ağızlarından çıkan kelimelerin, yüreklerindeki izleri gördüm. Sol parmaklarında taşınan yüzüğün ağırlığı dört bir yanını sarmış sessiz ağlayan kadınları yaşadıklarına tercüme oldu yüreğim. Çocukluğumdan bana kalmış bir miras mı bilmiyorum ama kadına karşı şiddete her zaman çok duyarlı oldum. Ne zaman şiddete dair bir şey duysam, okusam yahut şahit olsam Melek Teyze’nin gözyaşları ve çığlıkları gelir aklıma.

Pazar günü Dünya Kadınlar Günü. Hangi kadınların günü? Zorla evlendirilen kadınların mı? Töre uğruna öldürelen, şiddetin en alasını gören kadınların mı? Ailesi tarafından ‘otur evinde kocandır döver de, söver de’ diyen ailelerin kızlarının mı? Çocukları için sabreden, ekonomik özgürlüğü olmayan kadınların mı? Çocuk özlemi çeken annelerin mi? Her şeyi olup ama sevgiye muhtaç kadınların mı?

Ilk önce kendi annemin daha sonra tanıdığım yürekleri büyüklüğüne inandığım tüm kadınların, tanımadığım ama hayat mücadelesini ellerinden bırakmayan hayatta bir iz bırakabilmek için mücadele eden, sessiz sessiz ağlayan, inanan, güçlü duran, gülen hayata bir derdi olan tüm kadınların Dünya Kadınlar Gününüz kutlu olsun. Iyi haftalar…

tenzileyorulmaz@gazetetrakya.com

Popularity: 4% [?]