Uzun zamandan sonra esen rüzgarla birlikte yazmaya karar veriyorum. Pencerenin kenarına oturup ara verdiğim süreçte yazmaya karar verdiğim anları, uzun koridorların sonunda aldığım haberlerin ne kadar canımı yaktığını, geceyi nasıl sabaha çevirdiğimi düşünüyorum. Gün aydınlanmadan yolcu geçirmenin insan ömrüne ne kadar derin yaralar bıraktığının farkına varmış olarak, minik kağıtlara, peçetelere yazdığım notları çıkarıyorum, sakladığım en derin not defterimden.
Biriken her şeyin telaşı, stresiyle işi gücü yarım bırakmanın rahatsızlığıyla sakin sakin izliyorum pencereden akıp giden hayatı . Bir çok soru cevaplanmayı bekleyen, okunması gereken en can alıcı romanlar, izlenmesi gereken en derin filmler. Ve bitip tükenmeyen sonu olmayan düşünceler… Baharın gelmesiyle masaya oturup yeniden yazmaya karar vermenin telaşı ve heyecanı içindeyim.
Çok özlediğim birinin sureti gözümün önüne geliyor. Birlikte çekildiğimiz fotoğrafların yerini bile hatırlamazken, yeni hayatıyla ilgili birkaç bilgiden fazla bir şey bilmediğimin farkına varıyorum.
Gerçekten mutlu mu? Yaptığı evlilik onu ne kadar tatmin ediyor? Anne olabilmek için hazır mı? Yeni bir şehre alışmaya çalışırken ömründeki parçaları toparlayabildi mi? Ve neler yazdı önünde boş duran sayfalara?
Tüm bunları yazmaya çalışırken telefonuma bir mesaj düşüyor; “Erguvanlar açmaya başladı, soğukları geri de bıraktık, daha bir canlı şimdi Beylerbeyi, yolun düşerse mutlaka gel, özlüyoruz seni” özlediğim suretleri bir yenisi daha ekleniyor bu mesajdan sonra… Susmayı tercih etsem de içimdeki çığlıkları duymamak için bulunduğum odadan bir hışımla çıkıyorum.
Uzun bir süre yazdığım köşemden, kitaplarımdan, not kağıtlarımdan köşe bucak kaçar oldum. Sözcükler geçen her gün daha ağır izler bırakırken uyandığım tüm sabahlarda, sözcüklerime inat, yaşanan onca hayal kırıklıklarını sorgularken hayatın en can alıcı noktasında karar vermenin mutluluğuyla yeniden kitaplarımı kolilere doldurup, tüm acılarımı, umutlarımı, ümitlerimi arka ceplerime doldurdum.
Zaman çok çabuk ilerlerken yaşananları törpülemeye karar verdiğim tüm sabahlarda, telefonuma düşen mesajları, gelen mailleri, aldığım tavsiyeleri, değişebileceğine inandığım düzenin aslında kalıplaşmış, çıkışı olmayan yollar olduğunu anlıyorum. Öğrendiklerime bir yenisini daha ekliyorum;
“Oluşan düzeni var olan düzeni, sen istediğin kadar aykırı ol, radikal kararlar al, olmayınca olmuyormuş” diye fısıldıyor sanki birisi bana.
Gülümsüyorum. Duvar dibine dizliğim kitaplara gözüm çarparken bir kez daha anlıyorum ki; zaman geçiyor ve hayat beklemiyor. Yaşananlar arka cebimizde bazen umut, bazen tebessüm, bazen de ip misali yaş oluyor.
Hayatın inişleri çıkışları, kaderin ne getireceğini bilemeyişimizde birleşip yeni hayatın sinyallerini veren ancak geçen zamanla sıkı bağlar kuran bir hayat haline geliyor ömrümüz. Uzun bir aradan sonra yeniden iyi haftalar…
Popularity: 3% [?]
