Kırklareli Haberleri için yeni adresiniz! – www.40lareli.com

Kırklareli Haberleri için yeni adresiniz!

Archive for the ‘Doğa’ Category

Dalgalar İğneada’yı Vurdu

Posted by freelance On Mart - 17 - 2010

Deniz seviyesinin yükselmesi sonucu oluşan şiddetli dalgalar İğneada’da maddi zarara yol açtı. Ağaçların devrilmesine, balıkların kıyıya vurmasına ve köpeklerin telef olmasına neden olan dalgalar, beldedeki yazlıklara da zarar verdi.

Kırklareli’nin Demirköy ilçesine bağlı İğneada beldesi Karadeniz’in hırçın dalgalarının hedefi oldu. Karadeniz kıyısında bulunan beldede deniz suları turistik dinlenme tesislerine ve yazlık evlere ulaşarak maddi zarar oluşmasına yol açtı. Yükselen dalgalarla birlikte balıklar karaya vururken, bazı ağaçlar devrildi ve sulara kapılan sokak köpekleri telef oldu. Son 15 yılda denizin hiç bu kadar yükselmediğini belirten İğneada sakinleri, Karadeniz’in bu şekilde hırçınlaşmasının deprem habercisi olabileceğini düşünerek paniklediklerini de ifade ettiler.

İğneada Belediye Başkanı Tahir Işık konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada İl Özel İdaresi’nin dinlenme tesislerindeki barakalarda kaymalar olduğunu söyledi. Işık, denizin 15 metre kadar içeriye girdiğini belirtirken bazı yazlık evlerin oturulamaz hale geldiğine dikkat çekti. En büyük zararın Özel İdare kampında olduğunu söyleyen Başkan Tahir Işık, can kaybı yaşanmamış olmasının ise kendilerini sevindirdiğini kaydetti. Turizm sezonuna hazırlanmaya başladıkları sırada yaşadıkları bu olayla sıkıntıya giren İğneadalılar, zararın telafisi için gerekenlerin zaman kaybetmeden yapılmasını bekliyor.

Popularity: 20% [?]

Prof. Kadıoğlu’nun Gözüyle İğneadalıların Zaferi

Posted by freelance On Mart - 11 - 2010

Meteoroloji alanındaki uzmanlığıyla tanınan İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Doktor Mikdat Kadıoğlu, Hürriyet Gazetesi’ndeki köşe yazısında İğneadalı balıkçıların kazandığı hukuk zaferine yer verdi. S.S. Limanköy Balıkçılar Kooperatifi’nin yörenin doğasını mahvetme pahasına İğneada Körfezi’ne yapılması planlanan liman inşaatına karşı açtığı davayı kazanmasını konu alan yazıda İğneada’nın turizm potansiyelinden de bahsediliyor. İşte Kadıoğlu’nun ‘İğneada kömür ve çimento tozuyla değil, yumuşak turizmle kalkınmak istiyor!’ başlıklı yazısı:

Kyoto, Kopenhag protokolleri hikaye. Önemli olan gündelik hayattaki uygulamalar. Kısa vadeli düşünce tarzı ve günü kurtarma anlayışı doğal kaynaklarımızı geri döndürülemeyecek bir şekilde yok ediyor. Buna ancak halk “dur” diyebilir. İğneadalılar işte bunu başardı!

Tüm Karadeniz balıkçıları için çok önemli bir avlanma bölgesi olan İğneada Körfezi ve kıta sahanlığı, biyolojik açıdan ülkemizin en önemli balık yatakları. Ama 2007’de Kırklareli’ne bağlı Vize İlçesi’nde kurulan bir çimento fabrikasının ürünlerini ihraç etmek için Körfez’e yapılması düşünülen liman inşaatı yöreyi, yılda 120 bin kamyonun çimento ve kömür tozu taşıyacağı bir sanayi bölgesine dönüştürecek. Bu limanın, yılda en az 175 adet 2-3 bin tonluk geminin giriş çıkış yapacağı bir sanayi limanına dönüşmesi, hem doğayı hem de bu doğadan geçimini sağlayan ve de olası yumuşak turizm gelişmesi içinde yeni geçim kaynakları bulacak insanları perişan edecek bir projeden öteye geçmeyecek.

Tuhaf ÇED Raporu

Oysa Kültür ve Turizm Bakanlığı 2007 yazında İğneada bölgesini turizm alanı ilan etti, karar Resmi Gazete’de yayımlandı. İşte bu gerçekler doğrultusunda hareket eden S.S. Limanköy Balıkçılar Kooperatifi, 2007’de, Edirne İdare Mahkemesi’nde liman inşaatına karşı dava açtı. Çünkü sadece balıkçılığa vereceği zararlar açısından bile son derece basiretsizce hazırlanan liman inşaatı Çevreye Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu yanlışlarla doluydu. Bu yanlışlardan sadece birkaçı şöyle:

ÇED Raporu’nun denizle ilgili bölümünde, burada yaşadığı varsayılan ve zikredilen balıkların birçoğu gerçekte Karadeniz’de bulunmuyor. Taşıma, yükleme ve boşaltma işlemleri sırasında hava kirliliği olmayacağı belirtilmesine karşın detaylı bir hesaplama yapılmamış. Kıyı doldurmaları, doğal dengeye büyük zarar veren işlemler olmasına karşılık raporda önemsenmemiş.

Deniz balıklarıyla ilgili değerlendirme yapılmamış. Oysa bölge birçok balık türünün beslenme ve üreme alanı. Deniz açısından son derece yetersiz kalan ÇED Raporu’nda, yapılacak dolgunun doğal zenginliğe etkisi yer almıyor. Tüm limanlarda yaşanan ve deniz ekosistemini olumsuz etkileyen sürekli ve ciddi bir tehdit niteliğindeki gemi kazaları ve olası petrol sızıntıları, ÇED Raporu’nda karşı önlemlerin alınmasıyla sanki tehlike değilmiş gibi gösteriliyor.

Yat Turizmi Başlatılabilir

Taşımacılığın başlamasıyla, varolan karayolu trafiğinin yüzde 38 düzeyinde artacağı, ağır taşıt sayısının ise bu günkünün 2,5 katına çıkacağı öngörülüyor. Ancak rapordaki trafik tahminleri yanıltıcı; ayrıca oluşacak trafik baskısının, çevre ve insanlara etkisi doğru biçimde incelenmemiş. Muhtemel tepkileri önlemek için deniz dolgusunda kullanılacak malzeme ve ocaklar hakkında da yanıltıcı bilgi verilmiş. Üç kişilik bilirkişi raporuyla, halihazırdaki ÇED Raporu’nun bilimsel hatalar ve eksiklerle dolu olduğu tespit edildiğinden, Edirne İdare mahkemesi 7 Aralık 2009’da, davacı S.S. Limanköy Balıkçılar Kooperatifi lehine karar verip ÇED Raporu’nu iptal etti.

Yıldız Dağları’nın eteklerindeki İğneada Beldesi ve Milli Parkı son yıllarda pek çok koruma ve kalkınma projesiyle mercek altına alındı. Ayrıca bölge, uzun-temiz kumsalları, Avrupa’nın en büyük subasar ormanlarıyla da turistik açıdan giderek artan bir ilgi odağı haline dönüşmekte. En önemlisi de Tuna Nehri’nden inen yatların önünden geçip gittiği, yat turizmi açısından da iyi değerlendirilmemiş bir sahil beldesi. S.S. Limanköy Balıkçılar Kooperatifi, limanlarının balıkçı barınağının yanı sıra uluslararası denizcileri kabul edebilecek bir yat limanı bölümüyle geliştirilmesini, karadaki hizmet binalarının iyileştirilmesini ve böylece gerek Limanköy’ün gerekse yörenin kalkınmasında örnek olacak, kaliteli bir yumuşak turizm çalışmasının başlatılmasını istiyor. Bence çok da iyi ediyor!


Popularity: 17% [?]

Trakyalı Bir Çiftçiden Mektup

Posted by freelance On Şubat - 2 - 2010

Siyasi içerikli belgeselleri ile tanınan ünlü televizyon yapımcısı Banu Avar, Trakya üzerine oynanan tehlikeli oyunlara dikkat çektiği bir yazı kaleme aldı. İşte Avar’ın ‘Trakyalı Bir Çiftçiden Mektup’ başlıklı yazısı:

”Trakya’yı çok yakında Kıbrıs gibi bir oyunla AB’ye alacaklar. Trakya söylenildiği gibi, sanayi yarımadası değil, tarım ve çiftçilik yarımadasıdır. Sanayi dediğim, maden filizini işleyip mamül haline getirme sanatıdır. Biri böyle işletme göstersin, alnından öpeyim. Sanayi denilen fabrikalar montaj sanayisidir. En çok bir ay içinde söküp istediği yere taşıyıp monte ederler. Birbirimizi kandırmayalım. Sanayiyi kullanıp serbest bölge oluştururlar, antrepolar kurarlar. Nasılsa giriş-çıkışların denetimi yok. Devlet buralara yabancı.

Artezyenle suları çıkartıp, kola fabrikası gibi, suyu da satarlar. Fakat çiftçiye artezyenle su çıkarmak yasak. Çünkü tarlasını sulayacak suyu olmamalı. Fabrikalara filitre ya da arıtma koyulmamalı. Ağır metalli atıklarını Ergene’ye, Meriç’e bırakacaklar, Uzunköprü’de çeltikçiler tarlalarını sulamaya su bulamayacaklar. Sulasalar da ürünü kastrojen içerir diyeceksin. Ürettiğini sattırmayacaksın. Üretici tarlasını ipotek ettirip kredi çekmiş, ödeyemiyor. Tarlasını elinden yok paraya alacaksın, bankacı olarak. Fakat, sen kimsin? Yabancı banka. Tereyağdan kıl çeker gibi sahip olacaksın, bu topraklara. Ya da çiftçiyi muhtaç edeceksin, toprağı elinden almak için.

Verimli ovaların ortasından otobanlar, yüksek gerilim hatları geçireceksin. İlk önce kamulaştırma yasasını değiştirip, çıkartacaksın meclisten; milleti savunmasız bırakacaksın. Sonra otoban, tren yolu, gerilim hattı geçireceksin… Önce geçeceği yerlerden tapu kadastro geçirip mülk sahiplerinin ellerine tapuyu vereceksin. Çok varisli tarlaları, kavga çıkar sonra, başaramazsın. Yarayan arazileri kamuya bırakacaksın. Pınarhisar’ın Poyralı köyündeki 300 dekar arazi gibi… Sonra buraları satması kolay. Gerilim direği dikeceğin tarlalarının sahiplerinin hesaplarına belli meblağ yatıracaksın. Onlar nasılsa muhtaç, çekecekler parayı. Otomatik olarak, senin şartlarını kabul etmiş olacaklar.

Çiftçileri destekleme adı altında ineğini, tavuğunu, ektiği ürünü, kaç dekar olduğunu, çeşidini kayıt altına alıp, ne yapabileceğini bileceksin. Yasa çıkartacaksın, inekçilik işletmesi adı altında 2 milyon ton sütümüz varken, AB’ye uyum yasasından dolayı onlardan alır durumuna düşeceğiz. Bir çay 500 kuruşken, 1 kilo sütü 450 kuruşa satacaksın. Termik santral kuracaksın Saray’ın Sefaalan köyünde. Ya da Demirköy’de ormanın göbeğine nükleler santral kuracaksın ama, orası 1. derece sit alanı. Longoz kanyonu dünyada beş tane. İlk önce meclisi toplayıp 1. dereceden 3. dereceye düşüreceksin. Santral daha sonra. Kanyonun içindeki Rezve deresine, boru döşeyemezdin, şimdi tohum İstanbul’a giden baraja. Pabuç dere gibi dereye götürebilirsin. Sergen’e sulama barajı adı altında baraj inşa edeceksin. Sonra zamanla onu da buraya bağlayacaksın.

Trakya’nın ormandan geçinen köylerini açlığa terk edeceksin. AB/Uyum yasası diyeceksin. Fakat amacın farklı olacak. Çünkü ormanları tahrip edip yok edeceksin, devlet olarak bunu yapacaksın. Çünkü Karadeniz sahil yolu projesi çimento fabrikası Evrencik’te, oradan limana İğneada’ya borularla ya da kamyonlarla çimento taşıyacaksın. Onun için yol gerekli. Ormanı yok edeceksin, köylüler aç kalacaklarmış, önemli değil, ölsünler. Muhtaç edeceksin, köylülerin kesmesi yasal değil, onların kesmesi yasal. Tabi bu yollar otobanlar, tren yolları, havaalanı için ovaların, ormanların ortalarına taş ocakları açacaksın. Çimento fabrikası kuracaksın Evrencik’e. Ya da ihaleyle Çakıllı askeriyesini satın alacaksın. Avrupa çimento kuruluşu olarak fabrika kuracaksın Ergene su havsasının başlangıcına, ana kaynağına.

Bizim çiftçimiz artezyen vuramazken, AB fonlarını kullanıp İnece’de sulama kanalları projesi yapacaksın. Yırtık çoraplı ABD’li Wolfowitz’e açtıracaksın fakat, kimse bilemeyecek yahudi Nesim Malki’nin 3500 dönüm arazisinin olduğunu ve sulama kanallarının buralardan geçtiğini. Dinler arası diyalog çerçevesinde Fener Rum Patriği Kıyıköy’ü Ayayorgi kilisesini ziyaret edecek. İnsanlar bilmeyecek Papaz Bartelemos’un ayak bastığı yerlerin kutsal sayılacağını. Foyası sonra çıkacak.

Doğalgaza zam yapacaksın, gübre fiyatları fırlasın diye. Malkara, Keşan, Hayrobolu, Edirne, Burgaz, Alpullu pancar eker geçimini sağlar. Olur mu! Pancara kota koyacaksın. Muhtaç edeceksin. Eğitim sistemini taşımalıya çevireceksin. İnsanları 50 kişilik sınıflara sokup, köydeki okulları satacaksın. Köylü çocuklarını okumamaya zorlayacaksın. Vize Soğucak’ta havaalanı kuracaksın. Fakat birileri buralarda bağcılık yapacağız diye, yok paralara satın alacak , köylüler bakacak. Türk’ün başka gidecek yeri yok. Bir Yunanın, bir Rumun, bir Almanın, bir Fransızın var ama, bizim yok. Topraklarımıza vatanımıza, milletimize sahip çıkalım.

Devletimiz büyük ise fert olarak biz de büyüğüz. Trakya’da çok yakında Pomak etnik kökenine de oynayacaklar. Bunlar insanları, toprakları bölmek için. Sıra bence buralarda. Devlet kendi eli ile vakıf yasası çıkarttı. 160 tane vakıf arazisi yapısı, özerkliğini almak için bekliyor. İstanbul’u eski İstanbul yapacaklarmış. Sanayi dediklerini Trakya’ya taşıyorlar. Çerkezköy de ticaret merkezi olacakmış. İstanbul’u Trakya’ya taşıyorlar. Kırklareli için beş yıl sonra 350-400 bin nüfustan bahsediyorlar. Topçuköy-Cevizköy arasındaki Koçka merası sanayiye açılıyor. Kırklareli zaten öyle. Çorlu-Çerkezköy uçmuş zaten. İstanbul’dan göç edenlerin yerine zengin yahudiler, yabancılar gelecekler. Yani, Bizansın temelleri atılayor. Kadir Topbaş projesi Edirne, Tekirdağ, Kırklareli valilerinden komisyon oluşturacaksın. Büyük ölçekli araziler üzerine proje yapacaksın. Koçka, Poyralı’daki gibi, küçük ölçeklileri belediyelere bırakacaksın. Uymayan belediyeleri afaroz edeceksin.

Hamdi Sedefçi gibi, Edirne belediye başkanı bir çiftçiye gen bankası kurdurmayacaksın. Çünkü tohumu satacaksın, 1 kilo domates tohumu 25o milyar. Ne lazım! Bu arazi şartlarına ve iklime uygun tohum yetiştirirsin sonra. Olmaz. O, satacak para kazanacak. Tohum verecek, hastalıklı. Topraklarında türlü türlü yabancı otlar çıkacak. Sonra da zirai ilaç satacak. Çünkü dahası hasta olacak, verimsizleşecek. Çiftçi zirai mücadele edemez hale gelecek, bir ürün yetiştiremeyecek. Borcu da var. Tarlasını, toprağını yok pahasına satacak. Önceden şehirdekini köylüler beslerdi, efendiydiler. Fakat artık, köylüler de satın alıyor ne yazık ki.

Ne hikmetse, İpsala gümrük kapısından bir türlü kaçak hayvan geçişi engellenemedi. Yetiştirilen hayvanlar zararına satılıyor. Avrupa’dan yaşlı-hastalıklı inekler ithal ediliyor damızlık diye. Çok yazık. Çiftçiye Artezyen vurmak yasak çünkü, Asilbey’de lahana, Bayramdere’de karpuz, Deveçatağı’nda kabak, Kaynarca’da domates biber, Alpullu’da pancar yetiştirilecek, olur mu! Ama, sanayiceye fabrikacıya 250-400 metreye kadar serbest, onlarsız olmazmış. Yer altı suları tükenecek yakında. Bilimciler diyorlar, haklılar da. Hamitabat-doğalgaz, Evrencik-çimento, Pınarhisar-çimento-kireç fabrikalarından dolayı, Trakya’ya yağmur yağmıyormuş, yoğunluk olmuyormuş.. Doğru..”

Popularity: 20% [?]

20090824-31141Kırklareli, Aşağıpınar mevkisinde Neolotik döneme ait arkeolojik kazılarda figürinler, boncuklar, yassı baltalar, kemikten yapılmış mühür, kilden yapılmış sapan taneleri, öğütme taşları, çanak, çömlekler bulundu.

Istanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Prehistorik Bölümü Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özdoğan başkanlığında, 1993 yılından bu yana aralıklarla devam eden arkeolojik kazıların bu yılki çalışmalarına, İstanbul Üniversitesinden araştırma görevlileri ve öğrenciler ile Kırklareli’nden 65 genç katılıyor.

Bir süre önce başlayan kazılarda, figürinler, boncuklar, yassı baltalar, kemikten yapılmış mühür, kilden yapılmış sapan taneleri, öğütme taşları, çanak, çömlek çıktı.

Çalışmalara 10 yıldır katılan araştırmacıların bulunduğunu, tüm ekibin özveri ile Kırklareli’nin 7 bin yıllık tarihini ortaya çıkarmaya çalıştığını ifade eden Özdoğan, kazının 3 yıl daha devam edeceğini bildirdi.

-KIRKLARELI AVRUPA KÜLTÜR BÖLGESINDE GEÇIŞ NOKTASI-

Anadolu kültür bölgesi ile Avrupa kültür bölgesinde, Kırklareli’nin bir geçiş ve bağlantı noktası olduğunu vurgulayan Özdoğan, asıl amaçlarının, ”iki bölge arasındaki ilişkileri anlamak ve bunları uygarlık tarihine katmak” olduğunu söyledi.

Kazı çalışmaları hakkında da bilgi veren Özdoğan, şöyle devam etti:

“’Kazı çalışmalarına 16 yıl önce Aşağıpınar ve Kanlıgeçit’te başladık. O günden beri çalışmalarımız devam ediyor. Çok değişik dönemlere ait kalıntıları ortaya çıkarıyoruz. Bu yılki çalışmalarımız eylül ayının sonuna kadar devam edecek. Çalışmalarımızla bir yandan kültür sektörü projesini ayakta tutmaya çalışıyoruz, bir yandan da belgeleme çalışmalarını, yani köy mimarilerini, sivil mimariyi bölgenin jeolojik durumunu belgelemeye çalışıyoruz.

Kazıların sonucunda, burada ne gibi bir süreç yaşandı. Köylünün, çiftçinin yaşamı, iklimi, buradaki ilk yerleşim nasıldı, ne gibi teknolojiler vardı? Yani tarım, çiftçi, köy yaşantısını, bitki kalıntılarını gün yüzüne çıkarmaya çalışıyoruz. Burada uzun süren bir yaşantı var. Bu nasıl bir yaşam, doğal çevre nasıl, iklim nasıl, buradaki ilk yerleşim nasıl oluştu, hangi bölgelerle iletişim içindeydi, ne gibi teknolojiler vardı, bunları da öğrenmeye çalışıyoruz. Son bulunan eserler bizleri sevindirdi.”

SAMANLIKTA KÖY MÜZESI-

Kazılarda, bugüne kadar elde edilen eserlerin bir kısmının Kırklareli Müzesinde sergilendiğini ifade eden Özdoğan, bu eserlerin fotoğrafları ve kazı planları ile kazı alanındaki Neolotik döneme ait ev ve yaşam tarzının maketlerinin kazı alanı yakınında kurulan iki samanlıkta sergilendiğini bildirdi.

Özdoğan, samanlık müze ile ilgili de şunları söyledi:

”Kazı alanından çıkardığımız eserleri, bu iki samanlıkta halka sergiliyor ve halkın anlayabileceği şekilde gösteriyoruz. Burada, ahşap yapıların tarihi dokusu ve içerisinde nasıl yaşandığını anlatmaya çalıştık. Bu sergide yaklaşımımız, halkın anlayabileceği tarzdan, bilimsel terminoloji kullanmadan Kırklareli’nin geçmişini, uygarlık tarihine katkısını ve ilk yaşamın nasıl olduğunu göstermek.”

Her iki samanlıkta açtığı sergiye bir tür ‘köy müzesi’ adını veren ve bunun yurt dışında örneklerinin bulunduğunu ifade eden Özdoğan, Ahmetçe köyünde de büyük bir araştırma merkezi kurduklarını kaydetti.

Popularity: 26% [?]

Tehlike çanları Dupnisa için çalıyor

Posted by zdinckol On Ağustos - 20 - 2009

20090820-31744İlimiz Demirköy İlçesi Sarpdere Köyü’ne 5 kilometrelik mesafede yer alan Dupnisa Mağarası’nda yapılan sosyal tesis çalışmaları, mağaranın doğallığına gölge düşürüyor. Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından turizme açıldığı ilk dönemlerde “Doğal Sit Alanı” ilan edilen Dupnisa Mağarası’nda, son aylarda yapılan turizm alt yapı çalışmalarının belirtilen kıstaslara ters olarak sürmesi, ziyaretçilerin tepkisine çoktan yol açmış durumda. 11 Haziran 2009 Perşembe günü yapılan ihale ile mağara çevresindeki 22 Bin Metrekarelik alan sosyal tesis hizmetlerinde kullanılmak üzere yıllığı 6 Bin Türk Lirası’ndan 5 yıllığına Pınarhisarlı Hotel İşletmecisi Ziyaettin Yörkçüoğlu’ya verildiği biliniyor.

İhale kuralları çiğnendi

Fakat her nedense Yörükçüoğlu, ihaleyi kazandıktan kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada, yapacakları sosyal tesislerde sadece prefabrik yapıya yer vereceklerini ve doğaya hiç bir şekilde zarar vermeyeceklerini belirtmesine rağmen, tamamen beton ve tuğladan yaptığı ilk sosyal tesis olan büfe ve dinlenme salonu ile ihalede yer alan maddeyi çiğnemiş oldu. Dupnisa Mağarası’nın hemen yanı başına ihale sözleşmesine uygun olmayan ve hiç bir peyzaj özelliği taşımaması sebebi ile “Ahıl”a benzetilen bu “Çirkin Yapı” mağarayı ziyarete gelenlerle birlikte, sivil toplum kuruluşları, Üniversite öğretim üyeleri, doğaseverler ve müdavimler tarafından hiç hoş karşılanmazken, Il Özel Idaresi’nin ihaleye verdiği alan adeta bir “doğa katliamı”na sahne oluyor.

Prefabrik yapı nerede?

Dupnisa Mağarası ihalesini kazandıktan sonra Ziyaettin Yörükçüoğlu yaptığı konuşmasında şunları kaydetmişti; ”Doğayı bozmadan şartnamedeki şartlara uygun olarak çalışma yapacağız. Amacımız bu sayede Dupnisa Mağarası’nı turizme kazandırmaktır. Çalışmalarımıza en kısa zamanda başlayacağız.” Ihale kurallarında yer alan bir çok maddeden birisi olan Prefabrik(taşınabilir) yapıya sadece izin verilmesi ve kesinlikle betonarme bir yapılanmaya gidilmemesi ibarelerini yıkan bu yapı, Dupnisa’nın makus kaderine de kara bir leke olarak düştü.

Mağara’nın ihalesini aldıktan sonra araç park edilen yerler ücretli otoparka dönerken, ihale öncesi mağaradaki tek sosyal tesis olan tuvaletler ise hiç bir ıslah çalışması yapılmadan yine ihaleyi alan kişiler tarafından ücretli hale getirildi. Ücretli hale getirilen tuvaletlerde de diğer betonarme yapı gibi başıboşluk mevcut. Bu doğrultuda tuvaletlerin rutin aralıklarla temizlenmesi gerekmesine rağmen, akşamdan akşama temizlenmesi hijyensiz bir ortam yaratırken, ziyaretçilerin uygunsuz ortamda para ödeyerek ihtiyaçlarını gidermesi ise bir diğer tepki konusu.

Bunlarla birlikte Sarpdere Köyü ile Dupnisa Mağarası arasındaki 5 kilometrelik stabilize yolun asfaltlanmaması, mağarayı ziyarete gelen yerli ve yabancı turistlerin toz- toprak arasında yol almasına neden oluyor. Trakya’nın turizme açılan ilk ve tek mağarasındaki çalışmalar, ileri gideceğine geri gidiyor. Bu gidişatla Dupnisa Mağarası’nın doğal güzelliğinin ve cazibesinin 3- 5 yıl içerisinde yok olmasından korkuluyor. Dupnisa Mağarası çevresinde hiç gerek yokken betonlaşmaya gidilmesinin, Sivil Toplum kuruluşlarını harekete geçirdiği ve konunun yargıya taşınacağı en çok bilinen söylentiler arasında.

Popularity: 19% [?]

Dupnisa Mağarası yolu başka bahara kaldı

Posted by zdinckol On Ağustos - 11 - 2009

20090810-31626Kırklareli’de turizm denilince akla ilk gelen yer olan Dupnisa Mağarası’nın alt yapı sorunları yıllardır çözümlenemiyor. Her yıl sulu ve kuru mağaranın 15 Mayıs- 15 Kasım tarihleri arasında açık olduğu dönemde binlerce yerli ve yabancı turiste bu güne kadar herhangi somut bir tanıtımı yapılmamasına rağmen ev sahipliği yapan Dupnisa Mağarası’nın Sarpdere Köyü ile mağara arasında kalan 5 kilometrelik yolu yıllardır stabilize bir şekilde hizmet veriyor.

Bu kısa mesafenin asfaltlanamamasında en büyük etken ise “Balaban Barajı” haritasının daha 2006 yılında tedavülden kalkmasına rağmen bilinçsizce yeniden gündeme getirilmesi.

05 Ağustos Çarşamba günü Kırklareli Valiliği Atatürk Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen Il Genel Meclisi Ağustos ayı 3. birleşiminde Demirköy Il Genel Meclisi üyeleri Saffet Üresin ve Selahattin Birkaya tarafından Dupnisa Mağarası yolunun durumu hakkında verilen yazılı rapor ile görüşülen gündem maddesi sonucunda yol için yine somut bir karar alınamadı.

Meclis hemfikir

Gerçekleşen birleşime davetli olarak katılan Kırklareli Il Özel Idaresi Yol Şube Müdürü Bilal Kuşoğlu daha 2006 yılında yapılamayacağına karar verilen ve projesinden vazgeçilen Balaban Barajı haritasını abes bir şekilde örnek olarak gösterip, yolun yapılmasının çok zor olduğunu belirtmesi turizm konusundaki geri kalmışlığımızı bir kez daha belgeledi. Söz konusu haritanın araştırılmadan ham haliyle yolun asfaltlanması konusunda hemfikir olan Il Genel Meclisi üyelerinin önüne sunulması ise meclis üyelerinin de bu konudaki heyecan ve azmine büyük etki etmiş oldu. Ayrıca Kuşoğlu yolun tamamının asfaltlanması için 800 Bin TL gibi tahmini bir fiyat çıkacağını da dile getirmişti.

Turizme açıldığı 2003 yılından bu yana 100 Binlerce yerli ve yabancı turistin gezdiği Dupnisa Mağarası’na ulaşmak isteyen ziyaretçiler 5 kilometrelik yolu toz- toprak arasında meşakkatli bir şekilde kat ediyor. Daha 2006 yılında Il Genel Meclisi’nin gündemine alınan ve köy yolu ağına girerek, asfaltlanması daha o yıl içerisinde kararlaştırılan bu “çile yolu” ilimizin adına utanç verici durumda.

Kırklareli İl Özel İdaresi ve İl Genel Meclisi tarafından daha o yıllarda turizm alt yapısının kurulması için somut kararlar alınan Dupnisa’ya ulaşmak için düşünülen 2 yol da Sarpdere- Dupnisa yoluna alternatif oluşturmak için çalışmalarına başlanmıştı. Fakat aradan yıllar geçmesine rağmen bu üç yolun da Dupnisa’ya ulaşım için yetersiz seviyede kalması bürokratların da vaatlerinin sözde kalması olarak yorumlanıyor.

Sarpdere- Dupnisa yoluna alternatif olarak düşünülen Beypınar- Dupnisa ve Kurudere- Dupnisa yollarının ise yüzde elliden büyük bir kısmının tamamlanmış durumda beklediği biliniyor. Bu alternatif yollar arasında yer alan ve Kırklareli ile Dupnisa Mağarası arasındaki mesafeyi 40 kilometre kısaltacak olan Beypınar yolunun tamamlanması için ise sadece bir buçuk kilometrelik bir bölüm kalmış durumda olması ise turizm cennetimize ne kadar az önem verdiğimizi gösteriyor.

Geçtiğimiz Mayıs ayı içerisinde ihale edilerek mağara çevresinin kiraya verilmesi sonucu, Dupnisa’ya giden ziyaretçiler mağara giriş ücretinin yanı sıra otopark ücreti de ödemeye başladı. Toz- duman içerisinde meşakkatli bir şekilde mağaraya giden yerli ve yabancı turistler, alt yapı sorunlarından hemen hepsi şikayetçi durumda. Şu ana kadar ışıklandırma dışında hiç bir çalışmanın yapılmadığı Dupnisa Mağarası’na yapılması gereken alt yapının yılan hikayesine dönmesi ise hayli kafaları karıştırıyor.

Örnek Karabük

Kırklareli’ne nüfus, ekoloji ve etnik yapı bakımından en çok benzeyen il olan Karabük’te ise doğa turizmi her geçen gün gelişiyor. Karadeniz iklimini bünyesinde barındırmasıyla bilinen Karabük’te yürüyüş ve bisiklet parkurlarının belirlenerek Avrupa Standartlarında oluşturulması Kırklareli’ne ders verecek nitelikte. Alternatif doğa turizmi bakımından büyük potansiyeli var olduğu bilinen ilimizin tıpkı Karabük gibi projeler üretmesi Kırklareli’nin ülke genelinde tanıtacak gibi görünüyor. Her ne kadar yolun yapılması için bugüne kadar çok sayıda yazı, haber ve makalenin yazılmasına rağmen Dupnisa yolu üzerinden geçen binlerce araca ilk açıldığı günkü gibi hizmet veriyor. Kırklareli’nin turizm ile kalkınacağı söylene dursun, bu güne kadar yapılan çalışmalar ve kararsızlık bunun tam tersini gösteriyor.

Popularity: 11% [?]

Evlerden ve işyerlerinden katı atık bertaraf ücreti alınacak

Posted by zdinckol On Ağustos - 3 - 2009

6 (Small)Kırklareli Belediye Başkanlığı yaptığı yazılı basın açıklamasında; Kırklareli Yerel Yönetimleri Katı Atık Tesisleri Yapma ve Işletme Birliği’ne ait bertaraf tesislerinde bertaraf edilen atıkların Belediye’ye maliyetinin söz konusu olduğunu, dolayısıyla bütün su abonelerine Belediye Meclisi’nin 03/07/2009 tarih ve 90 sayılı kararıyla; bağımsız bölümlere aylık 3.00 -TL, işyeri ve dükkanlara 4.00 -TL yansıtılacağını ve uygulamanın Eylül ayında başlayacağı duyuruldu.

Konu ile ilgili olarak daha önce Önadım Medya Grubu yayın organı Kırklar Haber Gazetesi, “Belediye parayı buldu, Fatura Kırklareliliye çıktı” başlıklı bir haber yapmış, söz konusu ücretlerin Belediye bütçesine olan katkısı ile tesislerin son durumu hakkında vatandaşın elçisi olarak Belediye’ye bir dizi soru iletmiştik. Hatta Katı Atık tesislerinde incelemelerde bulunarak, son durum hakkında siz değerli okuyucularımızı bilgilendirmiştik.

Işte Belediye, yaptığı açıklamada konu ile ilgili olarak şu bilgileri verdi; “Kırklareli Belediye Başkanlığımızın da üyesi olduğu 16 tane üye Belediyesi olan KIRK-KAB I Kırklareli Yerel Yönetimleri Katı Atık Tesisleri Yapma ve Işletme Birliği 5355 sayılı Birlikler Yasasına tabi Resmi bir kurumdur.

Hiçbir Belediyeye bağlı olmayan bağımsız ve katma bütçeli bir kurum olup, üye Belediyelerin Evsel nitelikli katı atıklarını, kendi ücret tarifelerinde belirlediği bir ücret karşılığında bertaraf etmektedir.

Bilindiği gibi birçok Belediye toplanan Evsel nitelikli atıkları vahşi depolama yaparak, çevreye olumsuz etkilerini de düşünmeden gelişigüzel yerlerde depolamakta, bu vesileyle de ciddi anlamda olumsuz çevresel etkiler ortaya çıkmaktadır. Hatta çöplerin bu şekilde toplandığı bu çöplüklerde zamanla oluşan metan gazı sıkışmaları nedeniyle meydana gelen patlamalar ve yangınlar sonucu geçmişte birçok can ve mal kayıpları da yaşanmıştır.

Belediye Başkanlığımız çevreye olumsuz etki yaratmayacak şekilde atık bertarafına başarıyla yürüten ve Türkiye’de bu konuda öncü ve çevre ve halk sağlığına duyarlı ilk belediyeler arasındadır. Henüz birçok Belediyenin hayalini süsleyen, fakat bir türlü gerçekleştiremedikleri bu hayalleri ile Trakya bölgesinde tek olan bertaraf tesislerinde Evsel atıklarını bertaraf etmektedir.

KIRK-KAB 1 Kırklareli Yerel Yönetimleri Katı Atık Tesisleri Yapma ve Işletme Birliği Ticari bir kuruluş değildir ve kar amacı gütmemektedir. Ancak depolamak üzere kendisine getirilen evsel nitelikli atıkları belli bir ücret karşılığında depolamaktadır. Kırklareli Halkı yıllar önce Sazara su kaynaklarından kendi cazibesiyle hiçbir harcama yapılmadan sıfır maliyetle kullanmakta olan içme suyunu kullanmıyor artık. Modern ve sağlıklı Içme Suyu Arıtma Tesislerinin devreye girmesiyle Kırklareli Barajından alınan suyun her bir m3 için Devlet Su Işleri Müdürlüğü’ne belli bir bedel ödenmektedir. Içme suyunun belli bir maliyeti olduğu gibi, Belediyemiz tarafından KIRK-KAB I Kırklareli Yerel Yönetimleri Katı Atık Tesisleri Yapma ve Işletme Birliği’ne ait bertaraf tesislerinde bertaraf edilen atıklarında Belediyemize bertaraf maliyeti söz konusu olmaktadır.

Bu nedenle tüm su abonelerimize Belediye Meclisinin 03/07/2009 tarih ve 90 sayılı kararıyla;

Tüm bağımsız bölümlere aylık 3.00 -TL, işyeri ve dükkanlara 4.00 -TL yansıtılacak olup, uygulama Eylül ayında başlayacaktır.”

Popularity: 15% [?]

Trakya’nın interaktif gezi rehberi

Posted by zdinckol On Temmuz - 29 - 2009

9 (Small)Tarihi, turistik ve doğal güzellikleri ile dikkat çeken güzel bölgemiz Trakya, tanıtım bakımından yıllardır çok büyük eksiklikler yaşıyor. Birçok güzelliği bünyesinde barındırmasına rağmen Ege ve Akdeniz’in arka bahçesi konumunda olan Trakya, amatör ruhlu olarak tanımlanan bir biçimde yıllardır sivil toplum kuruluşları tarafından tanıtılmaya mahkum edilmiş durumda. Fakat son aylarda ilimizin de içinde bulunuğu Trakya bölgesini bir çatı altında toplayarak Edirne, Tekirdağ, Kırklareli ve Çanakkale’nin dolaylı olarak tanıtıldığı www.trakyagezi.com adlı internet sitesi Trakya hakkında bilmek istediğimiz herşeyi bilgisayarımızın monitörüne kadar getiriyor.
Ilimiz Pınarhisar Ilçesine bağlı Islambeyli Köyü doğumlu olan ve şu anda Çorlu’da özel bir firmada çalışan Dinçer Alabaşoğlu, gönüllü olarak hazırladığı web sitesi ile bizlere bambaşka bir Trakya’dan bahsediyor. www.trakyagezi.com sitesindeki; Şehir Rehberi, Yol hikayeleri, Lezzet Durakları, Trakya Mutfağı, Portreler ve Trakya Kadraj ana başlıklarının içerisine her türlü döküman ve fotoğrafı sığdıran Alabaşoğlu, hazırladığı bu güzel sitesi ile beğeni topluyor. Şehir Rehberi bağlantısı ile Trakya’nın tüm illerine ulaşırken o iller hakkında istediğimiz tüm bilgilere ulaşabiliyoruz. Onunla da kalmayan bu bölüm bu illerin gezilmesi ve görülmesi gereken tarihi, turistik ve otantik yerleşimlerini tüm ayrıntılarıyla önümüze sunuyor.
A’dan Z’ye Trakya rehberi
Sitenin “Yol Hikayeleri” ana başlığında doğa sporları kulüpleri tarafından yapılmış olan etkinliklerden yapılan gezi ile derin bilgiler yer alıyor. Bir diğer bağlantı olan “Lezzet Durakları” bölümünde Trakya’daki en güzel ve en otantik restoran, lokanta ve kahvehaneler site müdavimlerinin beğenisine sunuluyor.
Trakya’da yeniden bir çığır açacak kadar iddaalı olan www.trakyagezi.com, “Trakya Mutfağı” bağlantısında ise Trakya’da belki de asırlardır yapılan otantik ve leziz yemeklerinin tariflerini vererek, mutfaktaki lezzet anlayışına yeni bir boyut kazandırıyor. Trakya’yı en güzel ve en hızlı şekilde anlatan web sitesinin bir diğer ana başlığı ise “Portreler”; Bu bölümde Trakya’da yaptıkları çalışmalar ile takdir toplamış, insanlar yer alıyor.
Adeta bir Trakya bilgi bankasını anımsatan sitenin, sürprizleri bununla da bitmiyor. Trakya’da özellikle Kırklareli’de bu zamana kadar amatör- profesyonel fotoğraf sanatçıları tarafından çekilmiş, birbirinden güzel yüzlerce fotoğrafın yer aldığı site, Trakya’nın en güzel karelerini bizlerle buluşturuyor.
Trakya’daki şehirler hakkında A’dan Z’ye tüm bilgilerin yer aldığı ve en güzel bir şekilde tanıtıldığı www.trakyagezi.com adresinde bambaşka bir Trakya bizleri karşılıyor. Trakya’da yaşayan birisinin bile güzel bölgemizi yeniden keşfedeceğine teminat verdiğimiz www.trakyagezi.com, sizlere bir internet bağlantısı kadar yakın.

Popularity: 16% [?]

Demirköy’deki “Yarasa Cenneti” Dupnisa Mağarası

Posted by zdinckol On Temmuz - 27 - 2009

20090727-35625Kırklareli’nin Demirköy ilçesi Sarpdere köyü yakınlarında, turizme açılan 2 bin 720 metre uzunluğundaki Dupnisa Mağarası’nda yaklaşık 60 bin yarasa yaşıyor.

Edinilen bilgilere göre, 1995′te turizme kazandırma çalışmalarına başlanan 2 bin 720 metre uzunluğundaki Dupnisa Mağarası’nın, yarasaların doğal yaşamlarını sürdürebilmesi için sadece 450 metrelik bölümü 2003 yılında turizme açıldı.

Yarasalar için ”yer altı cenneti” niteliğindeki Dupnisa Mağarası, kuru, sulu ve kız mağarası olmak üzere 3 bölümden oluşuyor. Mağaranın gezilebilmesi için 270 merdiven kullanılıyor.

Turistler, Dupnisa’nın sadece ‘’sulu” ve ”kuru” mağara bölümlerini ziyaret edebiliyor.

Ziyarete kapalı ”kız mağarasında” ise yaklaşık 60 bin yarasa yaşıyor. Gece mağaradan çıkan yarasalar, sinek ve böcekleri avladıktan sonra gün doğmadan ”kız mağara’’sındaki doğal yaşam alanlarına dönüyor.

Yılda yaklaşık 30 bin yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği mağaraya alt kısmından girildiğinde, ‘’sulu mağara”dan akan derenin serinliğiyle karşılaşılıyor. Dışarıda hava sıcaklığı 24-30 dereceyken, ‘’sulu mağara”da sıcaklık 10 derece oluyor.

Mağarada 200 metre kadar ilerledikten sonra merdivenle ”kuru mağara”ya çıkıldığında ise soğuk hava yerini sıcağa bırakıyor. ”Kuru mağara” bölümündeki sıcaklık, 16-17 derece civarında seyrediyor. Dupnisa Mağarası’nın ‘’sulu mağara” bölümünden geçen su, Demirköy ilçesindeki Türk-Bulgar sınırı Rezve Deresi’ne akıyor.

”Kuru mağara” yıl boyunca turizme açık tutulurken, ‘’sulu mağara” sadece 15 Mayıs-15 Kasım arasında ziyaret edilebiliyor.

-DUPNISA MAĞARASI’NA ULAŞIM-

Yıldız Dağları’nda yer alan, Trakya’nın turizme açılan tek mağarası Dupnisa, Kırklareli’ne 58, Istanbul’a 230 kilometre uzakta bulunuyor. Istanbul’dan gelecek ziyaretçiler, Silivri, Çerkezköy, Saray, Vize yoluyla Pınarhisar’a varmadan Poyralı köyü güzergahını veya Çorlu, Lüleburgaz yoluyla Pınarhisar’ı geçtikten sonra Poyralı köyü güzergahını izleyerek mağaraya ulaşabiliyor. Edirne yönünden gelenler ise Edirne, Kırklareli, Üsküp veya Pınarhisar yoluyla Poyralı köyü güzergahını izleyerek Dupnisa Mağarası’nı ziyaret edebiliyor.

Popularity: 11% [?]

Arı kovanlarının arasındaki yerleşim; Sislioba

Posted by zdinckol On Temmuz - 25 - 2009

20090724-22228İlimizin ormanları ve doğası ile ünlü Demirköy İlçesine bağlı Iğneada Beldesine 12 kilometre uzaklıkta bulunan Sislioba Köyü’nde, organik bal üretimi her geçen daha da büyük bir boyut alıyor.

Bulgaristan sınırına kısa bir mesafede bulunan ve dört bir yanı sık meşe ve kayın ormanları ile kaplı olan doğal yerleşimdeki organik bal üretimi ile Sislioba’nın ismi tüm ülkede duyulmaya başladı.

Köyde zirai ilaçlarla tarım yapılmadığı için üretilen balın tamamen organik olması sonucu, rağbet gören Sislioba balının, tıpkı Karadeniz Yaylarında üretilen Anzer Balı gibi ünlü bir niteliğe kavuşması bekleniyor. 250 nüfuslu olan Sislioba’da halkın diğer çoğunluğu ise geçimini orman envallerinden karşılıyor.

Yüzlerce arı kovanı

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından da tam destek alan organik bal üretimi konusunda köydeki arı kovanı sayısında yaşanan artış, ekonomik yönden üreticilere de büyük katkı sağlıyor. Köyü çevreleyen irili, ufaklı tepelerde bulunan yüzlerce arı kovanında arılar, bal yapabilmek için birbiriyle yarışıyor. Organik olması sebebi ile epey rağbet gören Sisliobalı arı yetiştiricileri bu sektörde yurdun dört bir yanına bal satışı yapmaya başlamış bile.

Gazete, televizyon ve benzeri yayın organlarının yaptığı haberler ile adı daha da duyulan organik balımız, Sisliobalılar için umut vaat ediyor.

Kilosunun 25 Lira’dan alıcı bulduğu organik bal üretiminde, bir kovandan ortalama 15 kilogram bal alındığı belirtiliyor. Sislioba’yı çevreleyen arı kovanlarından çıkarılan organik bal ile Sislioba Köyü’nün ünü gün geçtikçe artarken, balın lezzeti ve faydaları ise dilden dile dolanıyor.

Popularity: 15% [?]