Siyasi içerikli belgeselleri ile tanınan ünlü televizyon yapımcısı Banu Avar, Trakya üzerine oynanan tehlikeli oyunlara dikkat çektiği bir yazı kaleme aldı. İşte Avar’ın ‘Trakyalı Bir Çiftçiden Mektup’ başlıklı yazısı:
”Trakya’yı çok yakında Kıbrıs gibi bir oyunla AB’ye alacaklar. Trakya söylenildiği gibi, sanayi yarımadası değil, tarım ve çiftçilik yarımadasıdır. Sanayi dediğim, maden filizini işleyip mamül haline getirme sanatıdır. Biri böyle işletme göstersin, alnından öpeyim. Sanayi denilen fabrikalar montaj sanayisidir. En çok bir ay içinde söküp istediği yere taşıyıp monte ederler. Birbirimizi kandırmayalım. Sanayiyi kullanıp serbest bölge oluştururlar, antrepolar kurarlar. Nasılsa giriş-çıkışların denetimi yok. Devlet buralara yabancı.
Artezyenle suları çıkartıp, kola fabrikası gibi, suyu da satarlar. Fakat çiftçiye artezyenle su çıkarmak yasak. Çünkü tarlasını sulayacak suyu olmamalı. Fabrikalara filitre ya da arıtma koyulmamalı. Ağır metalli atıklarını Ergene’ye, Meriç’e bırakacaklar, Uzunköprü’de çeltikçiler tarlalarını sulamaya su bulamayacaklar. Sulasalar da ürünü kastrojen içerir diyeceksin. Ürettiğini sattırmayacaksın. Üretici tarlasını ipotek ettirip kredi çekmiş, ödeyemiyor. Tarlasını elinden yok paraya alacaksın, bankacı olarak. Fakat, sen kimsin? Yabancı banka. Tereyağdan kıl çeker gibi sahip olacaksın, bu topraklara. Ya da çiftçiyi muhtaç edeceksin, toprağı elinden almak için.
Verimli ovaların ortasından otobanlar, yüksek gerilim hatları geçireceksin. İlk önce kamulaştırma yasasını değiştirip, çıkartacaksın meclisten; milleti savunmasız bırakacaksın. Sonra otoban, tren yolu, gerilim hattı geçireceksin… Önce geçeceği yerlerden tapu kadastro geçirip mülk sahiplerinin ellerine tapuyu vereceksin. Çok varisli tarlaları, kavga çıkar sonra, başaramazsın. Yarayan arazileri kamuya bırakacaksın. Pınarhisar’ın Poyralı köyündeki 300 dekar arazi gibi… Sonra buraları satması kolay. Gerilim direği dikeceğin tarlalarının sahiplerinin hesaplarına belli meblağ yatıracaksın. Onlar nasılsa muhtaç, çekecekler parayı. Otomatik olarak, senin şartlarını kabul etmiş olacaklar.
Çiftçileri destekleme adı altında ineğini, tavuğunu, ektiği ürünü, kaç dekar olduğunu, çeşidini kayıt altına alıp, ne yapabileceğini bileceksin. Yasa çıkartacaksın, inekçilik işletmesi adı altında 2 milyon ton sütümüz varken, AB’ye uyum yasasından dolayı onlardan alır durumuna düşeceğiz. Bir çay 500 kuruşken, 1 kilo sütü 450 kuruşa satacaksın. Termik santral kuracaksın Saray’ın Sefaalan köyünde. Ya da Demirköy’de ormanın göbeğine nükleler santral kuracaksın ama, orası 1. derece sit alanı. Longoz kanyonu dünyada beş tane. İlk önce meclisi toplayıp 1. dereceden 3. dereceye düşüreceksin. Santral daha sonra. Kanyonun içindeki Rezve deresine, boru döşeyemezdin, şimdi tohum İstanbul’a giden baraja. Pabuç dere gibi dereye götürebilirsin. Sergen’e sulama barajı adı altında baraj inşa edeceksin. Sonra zamanla onu da buraya bağlayacaksın.
Trakya’nın ormandan geçinen köylerini açlığa terk edeceksin. AB/Uyum yasası diyeceksin. Fakat amacın farklı olacak. Çünkü ormanları tahrip edip yok edeceksin, devlet olarak bunu yapacaksın. Çünkü Karadeniz sahil yolu projesi çimento fabrikası Evrencik’te, oradan limana İğneada’ya borularla ya da kamyonlarla çimento taşıyacaksın. Onun için yol gerekli. Ormanı yok edeceksin, köylüler aç kalacaklarmış, önemli değil, ölsünler. Muhtaç edeceksin, köylülerin kesmesi yasal değil, onların kesmesi yasal. Tabi bu yollar otobanlar, tren yolları, havaalanı için ovaların, ormanların ortalarına taş ocakları açacaksın. Çimento fabrikası kuracaksın Evrencik’e. Ya da ihaleyle Çakıllı askeriyesini satın alacaksın. Avrupa çimento kuruluşu olarak fabrika kuracaksın Ergene su havsasının başlangıcına, ana kaynağına.
Bizim çiftçimiz artezyen vuramazken, AB fonlarını kullanıp İnece’de sulama kanalları projesi yapacaksın. Yırtık çoraplı ABD’li Wolfowitz’e açtıracaksın fakat, kimse bilemeyecek yahudi Nesim Malki’nin 3500 dönüm arazisinin olduğunu ve sulama kanallarının buralardan geçtiğini. Dinler arası diyalog çerçevesinde Fener Rum Patriği Kıyıköy’ü Ayayorgi kilisesini ziyaret edecek. İnsanlar bilmeyecek Papaz Bartelemos’un ayak bastığı yerlerin kutsal sayılacağını. Foyası sonra çıkacak.
Doğalgaza zam yapacaksın, gübre fiyatları fırlasın diye. Malkara, Keşan, Hayrobolu, Edirne, Burgaz, Alpullu pancar eker geçimini sağlar. Olur mu! Pancara kota koyacaksın. Muhtaç edeceksin. Eğitim sistemini taşımalıya çevireceksin. İnsanları 50 kişilik sınıflara sokup, köydeki okulları satacaksın. Köylü çocuklarını okumamaya zorlayacaksın. Vize Soğucak’ta havaalanı kuracaksın. Fakat birileri buralarda bağcılık yapacağız diye, yok paralara satın alacak , köylüler bakacak. Türk’ün başka gidecek yeri yok. Bir Yunanın, bir Rumun, bir Almanın, bir Fransızın var ama, bizim yok. Topraklarımıza vatanımıza, milletimize sahip çıkalım.
Devletimiz büyük ise fert olarak biz de büyüğüz. Trakya’da çok yakında Pomak etnik kökenine de oynayacaklar. Bunlar insanları, toprakları bölmek için. Sıra bence buralarda. Devlet kendi eli ile vakıf yasası çıkarttı. 160 tane vakıf arazisi yapısı, özerkliğini almak için bekliyor. İstanbul’u eski İstanbul yapacaklarmış. Sanayi dediklerini Trakya’ya taşıyorlar. Çerkezköy de ticaret merkezi olacakmış. İstanbul’u Trakya’ya taşıyorlar. Kırklareli için beş yıl sonra 350-400 bin nüfustan bahsediyorlar. Topçuköy-Cevizköy arasındaki Koçka merası sanayiye açılıyor. Kırklareli zaten öyle. Çorlu-Çerkezköy uçmuş zaten. İstanbul’dan göç edenlerin yerine zengin yahudiler, yabancılar gelecekler. Yani, Bizansın temelleri atılayor. Kadir Topbaş projesi Edirne, Tekirdağ, Kırklareli valilerinden komisyon oluşturacaksın. Büyük ölçekli araziler üzerine proje yapacaksın. Koçka, Poyralı’daki gibi, küçük ölçeklileri belediyelere bırakacaksın. Uymayan belediyeleri afaroz edeceksin.
Hamdi Sedefçi gibi, Edirne belediye başkanı bir çiftçiye gen bankası kurdurmayacaksın. Çünkü tohumu satacaksın, 1 kilo domates tohumu 25o milyar. Ne lazım! Bu arazi şartlarına ve iklime uygun tohum yetiştirirsin sonra. Olmaz. O, satacak para kazanacak. Tohum verecek, hastalıklı. Topraklarında türlü türlü yabancı otlar çıkacak. Sonra da zirai ilaç satacak. Çünkü dahası hasta olacak, verimsizleşecek. Çiftçi zirai mücadele edemez hale gelecek, bir ürün yetiştiremeyecek. Borcu da var. Tarlasını, toprağını yok pahasına satacak. Önceden şehirdekini köylüler beslerdi, efendiydiler. Fakat artık, köylüler de satın alıyor ne yazık ki.
Ne hikmetse, İpsala gümrük kapısından bir türlü kaçak hayvan geçişi engellenemedi. Yetiştirilen hayvanlar zararına satılıyor. Avrupa’dan yaşlı-hastalıklı inekler ithal ediliyor damızlık diye. Çok yazık. Çiftçiye Artezyen vurmak yasak çünkü, Asilbey’de lahana, Bayramdere’de karpuz, Deveçatağı’nda kabak, Kaynarca’da domates biber, Alpullu’da pancar yetiştirilecek, olur mu! Ama, sanayiceye fabrikacıya 250-400 metreye kadar serbest, onlarsız olmazmış. Yer altı suları tükenecek yakında. Bilimciler diyorlar, haklılar da. Hamitabat-doğalgaz, Evrencik-çimento, Pınarhisar-çimento-kireç fabrikalarından dolayı, Trakya’ya yağmur yağmıyormuş, yoğunluk olmuyormuş.. Doğru..”
Popularity: 20% [?]

Okuma yazma oranının ve öğrenim seviyesinin yüksekliği ile övündüğümüz bir ilde yaşıyoruz. Peki bu eğitimli insanlar topluluğunun üyeleri arasında medeniyetin baş göstergelerinden olan çevre temizliğini umursamayanların sayısı neden bu kadar çok? Caddelerde, sokaklarda kaldırım kenarları çöp içerisinde. Yerlere tüküren tükürene. Bu durum, çevreye olan duyarlılığın okulda kazanılamadığına işaret ediyor olsa gerek.
ÖSS’de yüzü en çok gülen il Kırklareli oldu… Kırklareli’nde 6 bin 386 aday sınava girdi… Bunların 4 bin 32’si üniversiteli oldu.
in logosu çalıntı çıktı. Üniversitenin son logosunun Çin’e bağlı özel bir yönetim bölgesi olan Makao (Macau)’nun bayrağından kopyalanmış olduğu anlaşıldı. 6 Mayıs 2009 günü kamuoyuna tanıtılan ve Kırklareli’ye has hiçbir özellik taşımayan logonun bir bayraktan çalıntı olduğunun öğrenilmesi Kırklarelilileri şaşkına çevirdi.