Beyaz koltuklara oturmuş konuşmadan birbirimize bakmadan yağmurun yere düşüşünü izliyoruz. Elimiz kahvemize giderken, göz göze geliyoruz, susuyoruz yağmur en hüzünlü tarafından bize eşlik ediyor.
Uzun zaman önce yaşanan her şey hakkında yorum yaparken, okuduğumuz kitaplardan yaşananları özleştirirken, yaşananları her yeni günde temize çekerken,neler değişmiş olabileceğini düşünüyorum her düşen yağmur şiddetinde…
Bir yerden başlamalısın diye gözümün içine bakan arkadaşımın ,canın nasıl yandığının farkına varıyorum ve en derinden bir soru geliyor; ‘Mutlu musun?’ Yağmur bu kadar hızlı yağarken yanıtlanırsa her ikimiz içinde yağmur daha bir çekilmez hale gelebilir düşüncesiyle gülümsüyorum…
Ve eski günlerdeki gibi değişmemiş gibi davranarak en eski, en can alıcı hayat öykülerimizin en başından başlıyoruz. Defalarca aynı yerlerde ağladığımız, aynı yerde güldüğümüz bir oyun metni ezberlemiş ve birazdan oyuna çıkacak, ezber provasının sonunda gelmiş gibi her şeyi noktası virgülüne kadar anlatıyoruz,bazı yerlerde kocaman bir kahkaha atıyor, bazen susmak zorunda olan bir porte gibi derin bir kaosun için içinde kendiyle savaşıyor. Susuyorum,aralarda teselli için konuşmaya başladığımda ikinci kelimeden sonra sözümü kesip ‘Sen demezmiydin bazı şeylerin tesellisi yoktur diye’ söylediğinde kendini teselli edemeyen birinin başka birini teselli etmesi ne kadar zor olduğuna bir kere daha şahit oluyorum.
Sonra birden bire ‘Yaramazlık yapmak geliyor içimden, zillere basıp kaçmak, yollardan geçenleri korkutmak, durmadan yorulman sokak aralarında dizlerimi kanatmak istiyorum. Bazen tüm işleri masamda bırakıp, en kalabalık sokağa atıp her şeyin acısını yakan topun en acılı tarafında tüketmek, yok etmek istiyorum’diyor. Tüm bunları anlatırken yağmur hızlanıyor, izlemeye devam ediyoruz…
Yağmur bu kadar mı güzel eşlik eder bizim olan konuşulmayan sözcüklere… Birden gözümün önüne çok karlı bir günde bilmediğimiz bir yerde yolumuzu kaybetmenin en eğlenceli tarafını yaşadığımız o akşam üstü, hiç beklemediğimiz anda gelen bir mailin hayatımız nasıl değiştirdiğini, farklı yolculuklar yapıp, ayrı şehirlerde yaşadığımız özlemlerimiz, bir gün arabaların büyük hızla geçtiği, insanların yüzlerinin saklı olduğu bir memlekette yeniden başlamaya karar verdiğimiz bir öğlenden sonra, aşktan vazgeçmek adına defalarca karar alıp aynı yere geri döndüğümüz her gün doğumunu yaşayan her ikimizin acısı ne içindi şimdi?
Hayatın içinde saklı dediğimiz her şey için mi? Susmak zorunda olduğumuz zamanlar için mi?
Hayatla büyük derdimiz olan biz ayrı şehirlerde yaşarken, ayrı amaçlarımız uğruna verdiğimiz emekleri düşünürken aynı yerde saplanıp kalmanın derinliğiyle cevabını bulamıyoruz. Fark ediyorum ki;eskiden konuştuğumuz tüm konular üzerine sessizliğimizi koruyoruz. Cümlelerimiz birer hançer gibi yaralamasından korkarak, yağmurun hüznü ve sesiyle aynı yerlerde gezinmekten vazgeçmiyoruz. Kulağımıza birden çok sevdiğimiz caz müziği takılıyor, ‘O zaman her şey için biraz umut’ diyor şarkının çevirisi. Arkadaşım dönüp bana ‘Gerçekten hala umudumuz olabilir mi, bu kadar değişmiş, bu kadar nasır tutmuşken yaşananlar’diyor arkadaşım. Gülümseyerek, yağmuru izlemeye devam ediyorum…
Sizin, en yakınınızın, en uzaktaki dostunuzun, en yakınızdaki arkadaşınızın, en sevdiğinizin hala umudu var mı? Ben bu satırları yazarken yağmur devam ediyor, yağmur demek düştüğü yere hüzün demekmiş bir kere daha anlıyorum…. Hüzünle umut yan yana pek umut vermese de,umut hep sizin yanınız da olsun… Iyi haftalar
Popularity: 2% [?]


Okuma yazma oranının ve öğrenim seviyesinin yüksekliği ile övündüğümüz bir ilde yaşıyoruz. Peki bu eğitimli insanlar topluluğunun üyeleri arasında medeniyetin baş göstergelerinden olan çevre temizliğini umursamayanların sayısı neden bu kadar çok? Caddelerde, sokaklarda kaldırım kenarları çöp içerisinde. Yerlere tüküren tükürene. Bu durum, çevreye olan duyarlılığın okulda kazanılamadığına işaret ediyor olsa gerek.
Yaklaşık iki aydır ülkemizdeki kamuya açık tüm kapalı mekanlarda sigara içme yasağı uygulanmakta. Bu yasak, sigara bağımlılarını ne kadar mutsuz ettiyse sigara dumanına maruz kalmaktan kurtulanları da bir o kadar sevindirdi. Peki bu yasak, ciğerlerini temiz tutmayı tercih edenleri pasif içicilikten kurtarmak için yeterli mi? Ne yazık ki hayır. Yasaktan ötürü kapalı yerde sigara içemeyenler, açık havada da olsa sigara kullanmayanlara saygı göstermedikçe duman solumaktan kurtulmak mümkün olmayacak.
‘‘Demiryolu bir memleketin toptan, tüfekten daha mühim bir silahıdır.’’ Bu söz tüm Kırklarelililerin zihinlerinin bir köşesinde yazılıdır. Çünkü ilimizdeki tren istasyonunun hemen yanındaki Atatürk büstünün kaidesinde Mustafa Kemal’in bu vecizesi yer alır. İstasyon binasının yanından hiç geçmemiş ve atasının büstüne hiç dikkat etmemiş bir Kırklarelili olamayacağından bu sözü hepimiz en az bir defa okumuşuzdur. Fakat ne yazık ki garlarına yıllardır tren uğramayan (birkaç özel durum hariç) Kırklarelililer için ‘tren’ ve ‘demiryolu’ kavramlarının içi boştur.
Tam bir basın özgürlüğüne sahip olan gazeteler tirajları ve aldıkları reklamlarla ayakta kalabilirler. Bu gazeteler basın özgürlüğü sayesinde kamu çıkarı doğrultusunda yazdıkları haberler ile iyi bir satışa ve reklam alma potansiyeline kavuşurlar. Peki şehrimizdeki yerel gazetelerin olması gerektiği gibi kamunun çıkarlarına mı yoksa patronlarının menfaatlerine mi hizmet ettiklerine inanıyoruz? Kırklarelililerin büyük bölümünün bu soruya verecekleri yanıt ne yazık ki patronların çıkarları uğruna vatandaşın çıkarlarının göz ardı edildiği yönünde olacaktır. İşte bu durumun özünde yatan şey basın özgürlüğünün noksanlığıdır.
Beklemek seni…
Hangi zemheriydi gittin bilmem, söz vererek geri dönmek kaidesiyle