Pazar kahvaltısı için yollara düşüyorum. Son zamanlarda yollarda geçirdiğim zamanları düşünüyorum, bölük pörçük uykularla bindiğim otobüsler, otogarların büyük gürültüleri içinde uykumun açılması, ucu ucuna yetiştiğim servisler, vapurlar zamanlar yarıştığım günlerin sessizliğiyle Pazar günü evden sallanarak çıkıyorum.
Ertelediğim, sürekli yapmam gerekenlerin üzerine bir şeyler eklendiği için söz verilmiş Pazar kahvaltısı için Aysel Abla’ya doğru ilerliyorum. Yapılması gereken işlerden, aklımı kurcalayan her şeyden uzaklaşmak için müthiş bir zaman dilimi geçireceğim düşüncesiyle sokağa girdiğimde gülen gözleriyle pencereden gelişimi bekleyen Aysel Abla’yı görüyorum.
Evin kapısını açarken mutfaktan gelen güzel kokular ve Aysel Abla’nın gülcükleriyle kapıdan içeriye girdiğimde şen şakrak bir havaya bürünüyorum. Misafir olmanın en güzel tarafı da gittiğiniz evin acısını hüznünü biraz hafifleterek, ev sahibinin acısını hüznünü uzaklaşmasına yardımcı olmakmış. Hazırlanan kahvaltı masasında yerimi alırken gülüşüyoruz. Yüzüme bakarken gözleriyle onay vererek ;’Yüzüne bir gülümseme gelmiş’ diyor Aysel Abla. Gülüşüyoruz, incecik bardaklarla çaylarımızı içerken rüzgâr saçlarımı karıştırarak uçuşuyor, başlıyoruz görüşemediğimiz günlerdeki olayların tahlillerine.
Susmak bilmeden anlatıyorum, işi hayatı, gördüklerimi, başıma gelenleri, başımıza gelebilecekleri, İstanbul’u, değişen her şeyi anlatıyorum. Zaman zaman umutlu, çoğu zaman karamsar. Pür dikkat geç kalmış misafirini dinlerken Aysel Abla, rüzgar saçlarımı uçuştururken, üşümeye başlıyorum, ipek bir şal uzatıyor gözlerimin içine derin derin bir şey söyleyecek bakarken; ‘Aylar önce, Fırtınalarıyla başa çıkabilen var mı? Başlıklı bir yazı yazmıştın, hatırlıyor musun?’diyor. Gözlerim dolarak ‘Evet ‘diyorum .’Gerçekten çıkabiliyor musun poyrazlarınla lodoslarınla, o rüzgârlar seni nerelere sürüklüyor’ diyor. Boğazıma bir yumruk oturuyor. İkimizde farklı yerlerin çıkmaz sokaklarında buluyoruz birbirimizi.
Saçlarım devam ederken uçuşmaya, bir yerde emanet duran, belirsiz duran, derin sızılar için üzülüyorum. İçimdeki çocuk sanki gel biraz asfaltta koşalım, dizlerimizi kanatalım, batsın çalı çırpı ayaklarımıza diyor.
Kahvaltı sohbetimiz, politikadan, sanattan, sinemadan, hayattan konuşurken uçuşan saçlarımın kargaşasıyla hasır sandalyeye omuzlarımdaki ipek şalı bırakırken uzaklara bakarak,’Bırak rüzgârların gitsin gitmesi gereken yere, içinde tutarsan fırtınaların ‘olur diyor, gözleri dolarak. Vedalaşıyoruz, asansörde dağılan saçlarımı düzeltirken, gözlerim aynaya takılıyor, apartmandan çıkarken güneş bulutların arasından çıkmış, Aysel Abla tüm inancı ve gözlerinde umutlar el sallıyor pencerenin önünden.
Evin yolunu tutuyorum, güneş bulutların arasından çıkmış, umut beslediğim, umutlarını kaybetmeyenler gördüğüm herkes için dua ediyorum. Bir yerlerde sevginin umudun kazanacağına inanarak, tüm anahtarların ters döneceğine inanıyorum ve gülümsüyorum. İyi haftalar…
tenzileyorulmaz@gazetetrakya.com
Popularity: 6% [?]
