Kırklareli Haberleri için yeni adresiniz! – www.40lareli.com

Kırklareli Haberleri için yeni adresiniz!

Archive for the ‘Tenzile Yorulmaz’ Category

PAZAR KAHVALTISI

Posted by zdinckol On Ağustos - 19 - 2009

tenzilePazar kahvaltısı için yollara düşüyorum. Son zamanlarda yollarda geçirdiğim zamanları düşünüyorum, bölük pörçük uykularla bindiğim otobüsler, otogarların büyük gürültüleri içinde uykumun açılması, ucu ucuna yetiştiğim servisler, vapurlar zamanlar yarıştığım günlerin sessizliğiyle Pazar günü evden sallanarak çıkıyorum.

Ertelediğim, sürekli yapmam gerekenlerin üzerine bir şeyler eklendiği için söz verilmiş Pazar kahvaltısı için Aysel Abla’ya doğru ilerliyorum. Yapılması gereken işlerden, aklımı kurcalayan her şeyden uzaklaşmak için müthiş bir zaman dilimi geçireceğim düşüncesiyle sokağa girdiğimde gülen gözleriyle pencereden gelişimi bekleyen Aysel Abla’yı görüyorum.

Evin kapısını açarken mutfaktan gelen güzel kokular ve Aysel Abla’nın gülcükleriyle kapıdan içeriye girdiğimde şen şakrak bir havaya bürünüyorum. Misafir olmanın en güzel tarafı da gittiğiniz evin acısını hüznünü biraz hafifleterek, ev sahibinin acısını hüznünü uzaklaşmasına yardımcı olmakmış. Hazırlanan kahvaltı masasında yerimi alırken gülüşüyoruz. Yüzüme bakarken gözleriyle onay vererek ;’Yüzüne bir gülümseme gelmiş’ diyor Aysel Abla. Gülüşüyoruz, incecik bardaklarla çaylarımızı içerken rüzgâr saçlarımı karıştırarak uçuşuyor, başlıyoruz görüşemediğimiz günlerdeki olayların tahlillerine.

Susmak bilmeden anlatıyorum, işi hayatı, gördüklerimi, başıma gelenleri, başımıza gelebilecekleri, İstanbul’u, değişen her şeyi anlatıyorum. Zaman zaman umutlu, çoğu zaman karamsar. Pür dikkat geç kalmış misafirini dinlerken Aysel Abla, rüzgar saçlarımı uçuştururken, üşümeye başlıyorum, ipek bir şal uzatıyor gözlerimin içine derin derin bir şey söyleyecek bakarken; ‘Aylar önce, Fırtınalarıyla başa çıkabilen var mı? Başlıklı bir yazı yazmıştın, hatırlıyor musun?’diyor. Gözlerim dolarak ‘Evet ‘diyorum .’Gerçekten çıkabiliyor musun poyrazlarınla lodoslarınla, o rüzgârlar seni nerelere sürüklüyor’ diyor. Boğazıma bir yumruk oturuyor. İkimizde farklı yerlerin çıkmaz sokaklarında buluyoruz birbirimizi.

Saçlarım devam ederken uçuşmaya, bir yerde emanet duran, belirsiz duran, derin sızılar için üzülüyorum. İçimdeki çocuk sanki gel biraz asfaltta koşalım, dizlerimizi kanatalım, batsın çalı çırpı ayaklarımıza diyor.

Kahvaltı sohbetimiz, politikadan, sanattan, sinemadan, hayattan konuşurken uçuşan saçlarımın kargaşasıyla hasır sandalyeye omuzlarımdaki ipek şalı bırakırken uzaklara bakarak,’Bırak rüzgârların gitsin gitmesi gereken yere, içinde tutarsan fırtınaların ‘olur diyor, gözleri dolarak. Vedalaşıyoruz, asansörde dağılan saçlarımı düzeltirken, gözlerim aynaya takılıyor, apartmandan çıkarken güneş bulutların arasından çıkmış, Aysel Abla tüm inancı ve gözlerinde umutlar el sallıyor pencerenin önünden.

Evin yolunu tutuyorum, güneş bulutların arasından çıkmış, umut beslediğim, umutlarını kaybetmeyenler gördüğüm herkes için dua ediyorum. Bir yerlerde sevginin umudun kazanacağına inanarak, tüm anahtarların ters döneceğine inanıyorum ve gülümsüyorum. İyi haftalar…

tenzileyorulmaz@gazetetrakya.com

Popularity: 6% [?]

ISTANBUL NOTLARI

Posted by zdinckol On Ağustos - 8 - 2009

tenzileBir şehrin telaşı, bir şehrin acısı yüreğinizi sardığında toparlanıp o şehrin içinde kaybolmak, soru işaretleri bulmak, radyoda kendimize parçalar tutmak, en derin yaranıza tuz basmak için gidersiniz fakat değişen her şey gibi değişmiştir gitmekte olduğunuz şehir.

Gün aydınlanmadan, İstanbul yollarına düşüyorum. İstanbul’da beni bekleyen güneşli bir sabahla yapmam gerekenlerin listesiyle günün ve şehrin biraz daha uyanmasını bekliyorum. Hızlanan şehrin ortasında anlıyorum ki; uzakta kaldığım şehir değişmiş, sokaklar değişmiş, insanlar değişmiş. Öyle yabancı gibi izliyorum hareketlenen şehri, usul usul bakıyorum koşturmakta olan insanlara. Anlıyorum ki; alışmak da olduğun şehir içindeykenmiş sana olan sevgisi, sen çekip gittiğinde yerine hemen başka birini koyuyormuş.

Boğazı izlerken baharda göremediğim erguvanlar için üzülüyorum, gemiler geçiyor, göremediğim tüm gemilerin ışıkları için hüzün kaplıyor yüreğimi, baştan en baştan düzen kurmak ne kadar akıllıca olur diye düşünüyorum, gemiler kakıyor, arabaların geçiyor, yollar dolup boşalıyor, güneş etkili oluyorum başımın üstünde ve inatla kendime yüklenmekten vazgeçmiyorum… Oturduğum banktan kalkıp görmem gereken kişilerin yanına giderken, trafiğini bile sevdiğim şehrin tam ortasında bir şarkı tutturuyorum. Gitmem gereken yere vardığım da görüyorum ki; en sevdiğim sokak ismi değişmiş, sürekli kahve içmeye gittiğimiz yere kocaman bir ofis açılmış, gördüklerim değişmiş, başlamışlar, bitmişler, beklemişler, çözümlemişler, yorulmuşlar, umut etmişler hepsi bir ağızdan beni ne yaptığımı sorarken içlerin biri durup: “Sen seversin hüznü, kim bilir neler geçiyor şuan aklından, sen seversin sevdiğin şeylerin acı tarafını” diyor. Elimde kahvem, gözüme bir yumruk yaş toplanıyor bakışıyoruz tüm masayla… Gülüyorum, kararsızlıklar, yaşananlar, beklentiler, huzursuzluk hepsi bir anda her şeyle karışıyor ; “Bir şehrin hele hele bu şehir aşık olduğun şehir ise, ihaneti çok acı oluyormuş” diyorum. Diğer arkadaşım gözlerinde büyük bir güçle; “Zamanla alışırsın, sorun bizde sevdiğimiz her şey bizim, hep bizim kalacak gibi sahipleniyoruz ki bu Istanbul ise seni hiç beklemez, sen ondan bir kere gittiysen …” diyor ve gerisini getirmiyorum. Ruh halimizi aramızdaki en neşeli arkadaşımız değişitiriyor. Gülüyoruz, anılarımızı anlatıyoruz.

Şehir yaşamaya devam ederken, caddelerin ışıkları yanmadan terk etmek için koltuğuma oturuyorum, hareket ederken bir yerden derin bir müzik sesi geliyor, dilini bilmediğim ama acısını çok ağır olan Yunan bir kadının söylediği acılı şarkıyla Istanbul’dan çıkıyorum.

Yıllar önce bir kitapta okumuştum, bir şehre kendini ait hissetmek önemliymiş. Şehri sevmek beraberinde birçok şeyi yanında getirirmiş. Peki, siz Sayın Okur; ait hissettiğiniz şehirde misiniz? Yoksa çok uzaklarda mı kendinizi ait hissettiğiniz şehir?

tenzileyorulmaz@gazetetrakya.com

Popularity: 4% [?]

BEYİN GÜCÜ

Posted by zdinckol On Ağustos - 8 - 2009

tenzileYağmur bir akşamüstü ruh haliyle, Sezen Aksu’nun yeni albümü Düş Bahçelerini döne döne dinliyorum. Yağmurla hüzün ne kadar yakışıyorsa birbirine yeni albümde yağmurla bir o kadar uyumlu içinde duygulara tercüme oluyor.

Hafta içi tüm kızlar toplanıp buram buram aşk kokan bir filmi izledik ve bu hafta o filmi anlatmak için oturdum bilgisayar başına. Sezen, yağmur, aşk filmi derken baya depresif bir yazı olmuştu. Yazıyı yazan ben bile bu depresiflikten sıkılmış, öyle yazı bana ben yazıya bakıyordum.

Bazı şeyleri yazarsınız ya da düşünürsünüz ama onlar size ağır gelir, katmer katmer olur da bir türlü bir sebep koyamazsınız böyle bir ruh halinde yazdığım yazıyı kapatıp,ekran başına geçiyorum.Uykusuz geçen gecelerin neşesi gerçekten bir kere daha anlıyorum ki ;Saba Tümer.Dün akşam bir konuğu  Ege Üniversitesi Temel Tıp Bilimleri Fizyolojisi  Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurselen Toygar…Duruşuyla,konuşmasıyla ,ses tonuyla her eve gerekli biri…Öyle bir arkadaşın olsun,otur yanından ayrılma o anlatsın sen dinle hesabı. Düşünce tarzı ve uygulamamız gerek yöntemleri anlatıyor; Beyin fonksiyonlarımız değişikliklere alıştırmak gerektiğimizden tutun da, karbonhidrat vazgeçmek gerekli olduğunu, beyin radikallerimizi aslında yönetip, doğru sinyallerle doğru zaman da doğur şeylerle karşılaşacağımızı anlatıyor.

Beyin gücüne inanmak gerektiğini, büyük yıkımlar, inişler çıkışlarda alınan hasarlar, hastalıklar için beyin iyileştirici salgı geliştiriyor mu, tercih yolunu buluyormuş ve beyin başlıyormuş başarılı olmaya ancak biz bunu kabul edemediğimiz inanmadığımız için o salgı kendi kendine yok oluyormuş. Inanmamak hücrelerdeki suyu bile öldürüyormuş.

Beyin gücü aslında yediklerimizle de ilgiliymiş, lifli gıdalar, taze meyve sebze tüketmeli. Çok su içmek marifet değilmiş, çorbanın suyu, yemeklerin suları önemliymiş. Bilindiği gibi kırmızı et, tereyağ, çikolata beyine çok iyi geliyormuş ancak dozajında. Ikinci çikolatadan sonra defresif olunuyormuş.

Hayal kurmak beynin en güzel ilacıymış. Hayatta değişikliğe gitmek gerekmiş, beyni yanıltmak gerekiyormuş, yemek yediğiniz masanın yerini değiştirmek, alışkanlardan biraz vazgeçmek, değişikliklere gitmek beynin yanıltıp güzel şeyleri beraberinde getiriyormuş. Hatta yirmi saniye tersten yürümek gerek bile beyne çok iyi geliyormuş. Nurselen Hanım bunları anlatırken, söz uçar yazı kalır düşüncesiyle durmadan not alıyorum, biliyorum ki; bunlar bana çok lazım olacak. Programdan ayrılırken şu sözlerle gidiyor: “Ben yaparım, bende bu güç var, her sabah hayatı seviyorum demeyi ihmal etmeyin, beyin sizin ve onunla iyi anlaşmak sizin elinizde” diyor. Gözümden uyku atıyor ve tüm olumlu düşüncelerle uykuya dalıyorum.

Beyin gücümün olumlu etkisiyle sabahın ilk saatleriyle olumlu düşüncem, beklediğim bir haber beni buluyor. Demek ki işe yarıyormuş diyerek devam ediyorum kaldığım yerden.

Tercih yolunu bulmak, inanmak, istemek ve sabırla beklemek her şeyi mantık çerçevesinde olumlu düşünmek işe yarıyormuş. Olumlu içeri, olumsuz dışarı diyerek pozitif bakmak gerek hayata. Beyim gücünüzle çok iyi anlaşabileceğiniz haftalara…

tenzileyorulmaz@gazetetrakya.com

Popularity: 5% [?]

KARDELENLER

Posted by zdinckol On Ağustos - 8 - 2009

tenzileÇarşamba günü Kardelenler belgeselini izlemek için koşturarak eve giriyorum. Bir ay önce belgesel için uzun mesailer harcandığını, süper bir belgesel olacağını duymuştum. National Geographic yöneticisi Adam Theiler ve kardelenlerin fotoğrafını çeken Tino Soriano’nun açıklamalarını bir gece önce haber bülteninde izliyor ve ertesi gece izleyeceklerim için hazırlıyorum kendimi.

Ayşe Kulin Kardelenler kitabını çıkardığından, Sezen Aksu Kardelenler albümünü piyasa sürdüğü günden bu yana Kardelen projesi için attı yüreğim. Kitabı arkadaşım Aslıhan’la döndüre döndüre okuyup, Ayşe için, Melek için tüm kardelenler için sessizce yürek burkmuştuk. Ayşe Kulin’in kaleminden okuduğumuz her kardelenin öyküsü bizi bilmediğimiz şehirlerinin hüznüne götürdü, aradan zaman geçti bizim hikâyelerini okuduğumuz kardelenler büyüdüler, okullu oldular, bazen kaybettiler, bazen kazanmak adına sözler verdiler, kardelenlerin isimleri değişse de öykülerinde pek değişiklik olmadı. Kaderlerinin sınırlarından çıkmak için tek bir cümle kurdular: “Okumak istiyorum” Hayallerini yazdılar, olmak istedikleri meslekleri büyük bir istekle söylediler.

Belgesel tanıtımını internette izlerken Buket’in konuşmaya başlıyor, defteriyle yerde oturmuş yazı yazarken kendi öyküsünü anlatıryor; “Adım Buket biz beşkardeşiz. Babam yok, daha doğamadan bizi terk etmiş, benim hiçbir şeyim yok, baba demek nasıl bir duygudur onu bile bilmiyorum” dediği an zaten benim gözleri doluyor ve akşama beni ne öyküler bekliyor, nasıl hüngür hüngür ağlayacağımı düşünüyorum. Buket polis olmak istiyor, Ayşe öğretmen, Ipek doktor hepsi bir iz bırakmak istiyorlar.

Mükemmel bir belgesel olmuş, anlatmaktan çok izlemenizden yanayım. Uzak diyarlardaki öykülerin belgeseli olmuş, kardelenlerin dünyaya açıldığı bir belgesel olmuş, öyküleri okyanusların gerisine giderken hayalleriyle bir adım daha ileriye gitmişler.

Kardelen belgeselini yapan yönetmen Türkan Saylan’ın ne kadar güzel bir proje öncülük ettiğini, Sezen Aksu’nun ne kadar sıcak olduğunu, Ayşe Kulin’in en güzel kelimelerini bir kere daha kardelenlerin belgeseli için kullandığı ve Kardelenlerin nasıl samimi olduğunu, nasıl yürekli olduğunu anlatırken büyük bir beklenti ve sevinç içinde yaptıkları geçirdikleri günleri anlatıyor. Büyük bir heyecanla kendi öykümden bir parçaymış gibi izliyorum belgeseli, yapılanları, çekine fotoğraflarda umut dolu bakan Kardelenleri. Belgesel bitiyor, derin bir hüzün ve projenin bu kadar ilerlemesinin sevinciyle oturduğum koltuktan kalıyorum.

Her bir kardelenin hayali gerçek olsun, Tüm Kardelenler öykülerini istedikleri gibi yazsın diye dua ediyorum. Tüm kardelenler soğuğa, engellere rağmen açsınlar. Hayat olanlara torpil geçsin, güneş en çok onların hayallerine ışık saçsın istiyorum. Iyi haftalar.

tenzileyorulmaz@gazetetrakya.com

Popularity: 5% [?]

MİNEL’LE AKŞAM SEFASI

Posted by zdinckol On Ağustos - 8 - 2009

tenzileGeçen haftadan bu yana pek değişiklik olmadı, ben tatil planları içinde imkânsız hayallerime devam ediyorum. Tek fark akşam yemeğinden sonra yeni arkadaşım, alt komşumun beş yaşındaki kızı Minel’le balkon keyfimiz. Tatilden yeni geldi. Apartmana girdiğim an merdivenlerin başına dikiliyor, ellerine beline koyarak ‘Bu gece size gelmek istiyorum, yorgun değilsen, dışarı çıkmayacaksan’ diyor. Saçları lüle lüle, tombul ve çok bilmiş.. Sorduğu sorular verdiği yanıtlarla büyümüş küçülmüş durumda.

Oyuncaklarını, defterlerini, kalemlerini, oyuncak makyaj malzemelerin bulunduğu çantayı alıyor ve zile boyu yetmediği için kapıyı küçücük elleriyle vuruyor, biraz geç kal kızıyor.. Ellerindeki oyuncakları bana veriyor saçlarını savurarak salonu geçip balkona varıyor ve oturuyor her zaman ki yerine.. Başlıyor anlatmaya. Büyük bir sabırla dinliyorum, çünkü konuşturmuyor konuştuğum an ‘lütfen ben konuşuyorum, dinlemeyi bilmek gerek’ diyor. Her şeyden haberi var, dünya sorunları sanki onun için çok önemliymiş gibi haberleri hiç kaçırmıyor, tüm çizgi filmlerde ne oluyor, hangi dizi, hangi akşam dizilerde neler oluyor biliyor ve beni şaşırtıyor.

Beynine beni arkadaşı gibi kodladığı için abla falan demiyor zaten. Anlatıyor da anlatıyor, susturmak imkânsız eğer öyle bir eğilimde olursam kızıyor, dudağını büküyor. Masa üzerindeki koyduğu aynasına ara bakıp bakıp ‘bunları ben mi söylüyorum’ diyormuş gibi onay alıyor aynadan ve kaldığı yerden devam ediyor. Döndürüp dolaştırıp konuyu tatil anılarından açınca orada dağılıyorum. Bıraksalar hüngür hüngür ağlayacağım. Dinlemediğimi anladığı zaman basacak çığlığı diye korkarak dinliyorum. Bu yaz hangi albüm çıktıysa hepsi ezberinde, hem anlatıyor hem şarkıları sıkıştırıyor araya. Kısık sesle; ’sana tüm sırlarımı anlatacağım ama kimseye anlatmak yok’ diyor. Orada kahkahayı basıyorum. Başlıyor anlatmaya, Allahım sanki yaşıyor, kendini kaptırdı anlatıyor, kesmek mümkün değil zaten bu yaşta hevesi kırılmasın, hayatta onu dinleyen birileri olacağını hep düşünsün pür dikkat anlattıklarını dinliyorum. Günün stresini de, yaşananların acısını da, ertesi günün stresini düşünmeden yıldızlar eşliğinde tüm apartman sakinleriyle Minel’in anlattıklarını dinliyoruz. Saati soruyor bana gecenin sonunda ‘artık ben gitsem iyi olacak, sabah işe gideceksin, sütünü iç erkenden yat’ diyor. Gülümsüyorum ‘tamam’ diyorum. ‘Yarın akşam yine gelirim, anlatacaklarım daha bitmedi’ diyor. Eşyalarını topluyoruz, zaten on dakika kadar sürüyor.’ Sabah işe gitmeseydin, ananem, sen ben spora giderdik’ diyor. ‘Keşşşkkeee’ diyorum. Öpüyor beni , ‘Iyi geceler’ diyor. Merdivenleri tık tık iniyor. Inerken ‘Sütünü içç, yoksa annene söylerim’ diyor.

O gittikten sonra balkona geri dönüyorum, Minel’in yaşında olmayı ne çok isterdim diye düşüyorum. O yaşlardaki terk derdim, gece oynadığımız saklambaç, yakan top oynarken dizlerimi kanatmam, mahalledeki çocukları toparlayıp hepsini kışkırtıp Ayşe Teyzenin bahçesindeki erik ağaçlarına tırmanmak, yakalandığımız an koşturarak evde saklanmam, Heidi’yi izledikten sonra sokağa çıkıp bugün oyunlarımı Heidi için oyunlar oynadığım zamanlar, dünyayı kocaman sandığım her şeyin oyunlardan ibaret olduğu, büyümek oyun gibi bir şey sandığım zamanların garip hüznü sardı içimi ben bunları düşünürken Minel alt kattan sesleniyor; ‘Yarın ben kek yapacağım annemle, yemekten sonra bize gel’ diyor. ‘Tamam, gelirim’ diyorum.

Şimdi biri beni o yıllara götürse, sorumluluklarımı yaşanmışlıklarımı, beklentilerimi, isteklerimi, hırslarımı tutkularımı sil baştan yazmam için ya da yapmak istemediğim halde yapmak zorunda kaldığım her şeyi o yıllara geri dönüp tekrar baştan yaşamak adına bildiğim yollardan geçsem ve hayatın en güzel yıllarından bu yıllara uzanan serüveni yakan top ve evcilik kadar kolay olup, beğenmediğin zaman oyundan çıkma hakkım olsa… Keşkelerle olmasa da bu iş, yüreklerde hala çocuk olmayı istemek bile, sanırım  içimizdeki enerjiyi bir nebze yükseltiyor.. Içimizde yaşayan çocuklara iyi davranmak gerek… Iyi haftalar.

tenzileyorulmaz@gazetetrakya.com

Popularity: 5% [?]

GERÇEKLEŞTIRILMEYI BEKLEYEN TATIL PLANLARI

Posted by zdinckol On Ağustos - 8 - 2009

tenzileTatile dair her şeyi okuyorum. Akşam oturuyorum internetin başına tatil beldelerini, otelleri, fiyatlarını araştırıyorum. Kendimi nasıl hazırladım tatile anlatamam. Tatile de yanınıza alınacak on önemli şeyi ezber yaptım. Biri “hadi tatile gidiyoruz dese”, evden koşarak çıkıp arkama bakmadan arabaya binip uzaklaşmak istiyorum. Tatil, son üç yılda en büyük hayallerimden biri. Bir hafta boyunca süper üçlü deniz, kum, güneş. Tüm düşüncelerimi, korkularımı, beklentilerimi, acımı, hüznümü kıyıdan derinliklere doğru ilerlemesine izin vermek ve bir “ohh, hayat süpermiş” demek istiyorum. Iş güç her şey bir yanda bırakıp yeni insanlar tanımak, denizden esen rüzgârla kahvaltı alışkanlığıma geri dönmek istiyorum.

Ben bunları düşünürken, yapma planları içinde hayalleri kurarken, masada duran işlere gözüm iliştikçe ilgi alaka istiyorlar ben onlardan ne kadar uzaklaşmak istesem de onlar benim peşimi bırakmıyorlar. Bazen bir of çekiyorum, iş yerindeki herkesin her şeyi bırakıp sırf benim oflamamdan tatile gitmek istiyor.

Tatil yapan arkadaşlarımla konuşurken sormadan edemiyorum; “Tatil nasıl bir şey acaba?” diyorum, kahkahayı basıyorlar. Babama sorarsanız, “Tatil diye bir şey yok, çalışmak, çalışmak” Anneme sorarsanız. “Iki gün her şeyden uzaklaşmak, kafa dinlemek” Tatille gidenlere sorarsanız; “Müthiş bir şey. Uyku, deniz, güneş, geç saatlere kadar eğlenip her şeyi unutmak. “Tatille gidemeyenlere sorarsanız(aynı benim gibi); Çook büyük bir özlem, çok gerekli ama peşinizi bırakmayan nedenler, işler olduğu için tatil hayali kurmak…

Tatilden dönen, tatile giden, tatil planlarını anlata anlata bitiremeyen herkese ağzım açık bir şekilde dinliyorum. Nedir bu tatil özlemim anlamıyorum ama tatile gitmek benim için bir şart olmuşken, zemin hazırlamaya başlamam gerekli diye düşünerek komplo teorileri bile uygulamayı düşünüyorum. “Ne yapsam da gitsem?”, “Nasıl gidebilirim?”, “Nereye gitsem geçer bu tatil özlemim?” tüm bunların yanıtlarını sesli düşünürken iş yerimden bir arkadaşım; “Gitsen de, geçse bitse, sende rahat nefes alsan biz de” diyor. Şaşkın bir ifadeyle bakarken yüzüme tüm tatil planlarını kenara bırakarak, savunma mekanizmasının verdiği büyük bir güçle cevap vermek istesem de çocukluğumuzdaki kullandığım tüm nidalar aklımdan geçiyor ve cevabımı çocukluğumdan bularak veriyorum “Gidersem görürsün, ayrıca ararım seni” diyorum. “Inşallah” diyor. Kaldığımız yerden işlere devam ediyoruz.

Bu kadar takarsam sanıyorum artık seraplar görmeye başlayacağım ya da rüyalar göreceğim tatil köylerinde… Zaman ne gösterir haziran da bitti sayılır, temmuz da tatil yapabilme ihtimalimi düşünerek mutlu mu oluyorum, kendimi mi kandırıyorum bilmiyorum ama şunu iyi biliyorum; tatil yapmak için can atıyorum. Ben bu satırları yazmadan önce geçen hafta bahsettiğim arkadaşım Duygu aradı, nispet yaparcasına tatilde olduğunu vurgulayarak, “Eğlenceli bir şeyler yaz, esprili yazma anlayışın nerede bıraktın kuzum, neredeyse çağır gelsin” dedi. Maalesef sevgili olur şuan kıskançlığımdan çatlamak üzere olduğumu belirterek, tatil yapmak istiyorum diye çığlık atmak istiyorum. “Inşallah o da olacak” diye teselli ederek umutlar besliyorum. Dilerim gerçekleştiririm. Iyi haftalar.

(Not: Geçen hafta babalar günü zannettiğim için tüm babaların babalar gününü kutlamıştım, fakat babam “Bu hafta değil, haftaya dediğinde” kala kaldım akıl tatilde olunca tarihleri de karıştırıyorum tabi.. Bir kere daha, kocaman yürekli babaların babalar günü kutlu olsun.:)

tenzileyorulmaz@gazetetrakya.com

Popularity: 4% [?]

Kocaman Yürekli Babalara

Posted by zdinckol On Ağustos - 8 - 2009

tenzileTüm hafta boyunca bu hafta yazacağım yazının sıkıntısıyla yaşadım.Bazen nereden başlayacağınızı bilemezsiz,bilseniz dahi bir türlü o eşsiz kelime gelmez,bir yığın düşüncenin telaşı içinde oradan oraya savrulursunuz.Yazılarımı uzaktan takip eden bir arkadaşım Duygu aradı ;’Bu hafta sonu babalar günü ya ,sen şimdi kesin yazarsın böyle bir fırsatı kaçırmaz beni de burada sulu göz yaparsın,içimi çeke çeke ağlamak istemiyorum,lütfen çok derin şeyler yazma.,bu yıl babalarımızın dizlerinin dibindeyiz ,daha ne istiyorsun?’dedi.Telefonu kapattıktan sonra aklımdan geçenleri kağıda dökememenin sancısıyla  oradan orada savruldum durdum.

Geçen yıl babalar  gününden bir hafta önce  Duyguyla bir akşam yemeğinde bir araya geldik,yan masamızda oturan çocuklu bir aileye gözümüz ilişti.Dört ya da beş yaşlarında kızlarıyla yemek yiyorlar ve kız babasıyla inanılmaz bir iletişim içerisinde ki,annesiyle ilgilenmeye başladığı gibi dikkat çekmek için elinden geleniyor,beş yıl uğraşsam boğazımdan çıkmayacak sesler çıkarıyor,kendini yerden yere atıyor,canı acıyor avuçlarının içi kıpkırmızı oluyor ama inatla babasının onunla ilgilenmesi için elinden geleni yapıyor.Çünkü biliyor ki;canı istediği kadar acısın babası tüm acılarını hafifletmek için yanı başında duruyor.Bizim tüm bunları fark ettiğimizi algılayarak babasını bizden kıskanıyor ve babasının yerini değiştiriyor,bizi kıskandırırcasına babasını sarılıp öpüyor.Duyguyla gülüşürken ,zeytin gözlerinde bir damla yaş oluyor ;’Biliyor musun;babam benim süper kahramanımdır.’diye göz yaşını akıtmadan uzaklara dalıp giderken ,ip gibi göz yaşlarım akmaya başlıyor.Ikimizde kahramanlarımızın özlemi içinde yüreğimizin çarpıntısıyla susuyoruz.

Akşamın sabahında her ikimizden de beklendik bir davranışla biletlerimizi alıp ,gitmek için gün sayarken yollara düşüyoruz.Ben babamın yanına vardığım da Duygu hala Adana yollarında büyük bir heyecanla yolun bitmesini bekliyordu.Ben babamla sıkıştırdığımız anılardan ,yaptığımız yolculuklardan,beklentilerimizden kaygılarımızdan konuşurken,Duygu babasını uzun bir aradan sonra görmenin heyecanıyla mesajı düştü telefonuma ,ikimizde huzur dediğimiz kavramın en güzel yerindeydik.

Döndüğümüz gibi bir araya gelme gereksinimi içinde otogara girdiği gibi beni aradı,buluştuk,ikimizde de enerji dolu ,ışıl ışıl bakıyorduk.

Gözlerini açarak bana:’Süper kahramanın saba çok iyi gelmiş, bakıyorum da gözlerinin içi gülüyor ‘dedi.Gülüştük.’Biliyorum sen yine ağlarsan ama bişey söylemem lazım yolculuğumuzun anlam ve önemi için; dünyanın neresine gidersem gideyim,en büyük destekçim,yaşam kaynağım uğruna her şeyden vazgeçebileceğim tek adam.’dedi çok ama çok uzaklara giderek.’Bir kelime daha edersem ağlayacaksın ,ağlarsan susmazsın sen şimdi ‘dedi değiştirdi muhabbeti.Kaldığımız yerden devam ettik stresli ,çekilmez günlere…

En korunmasız anlarımızdaki cesur tarafımızdır babalar.Konuştuğu an,beklediği an,sabrettiği an her biri bir sinyaldir sizin için.Her başarısı bir tecrübe ,her bitişi yeni bir başlangıçtır.Sizin bitip bitip başlamanızın garantisidir.Sözcükleriyle değil bakışıyla anlatmasıdır sevgisini.Anıların en mükemmellerinin baş rol oyuncusudur,canınız acıdığında  bilirsiniz ki sessizce tamir eder,beklerken yolunuzu bilir ki,yüreğiniz onu çok özlemiştir.Ilk önce kendi babamın,sonra yollar  boyu çocuklarını özlem çeken,gecesini gündüzüne katan ,yürekleri evlatları için atan kocaman yürekli,yorgun  tüm babamların,babalar günü kutlu olsun.Iyi haftalar…

Popularity: 3% [?]

7.Türkçe Olimpiyatları

Posted by zdinckol On Ağustos - 8 - 2009

tenzileGeçen yıl arkadaşımın isteği ve ısrarı üzerine 6.Türkçe Olimpiyatları izlemiş, gözlerim dolarak alkış yağmuruna tutmuştum,ülkesinin temsil eden minicik yürekleri.Ben onlardan heyecanlı koltuğumda otururken arkadaşım kulağıma ‘Süperler, çok inanarak çok dikkatli konuşmaya çalışıyorlar, keşke bizde dilimizin kıymetini bilsek, düzgün kullansak.Biizm diğer dillerden farkımız çok’ dedi gülümseyerek.

Büyük bir sorumlulukla şiirlerimizi okumaları ,türkülerimizi söylemeyerek onlara kendi duygularından,yaşadıklarından kattıkları her şey inanılmaz güzel ve oturduğunuz yerden tüylerinizi diken diken ediyor.

Yaklaşık altı ay gecelerini gündüzlerine katarak, kendi bildikleri kalıpları unutmaya çalışarak yeni bir dili öğrenmeye ve o dilin ulusal olarak yarışmasına katılmak gerçekten çok cesurca ve ayakta alkışlanacak kadar önemli bir şeye imza atıyorlar.

Bu satırları yazmadan önce bu yıl yedinci düzenlenen bu yarışmanın yarışmacıları bir televizyon programında yaşadıkları süreci az ama duru Türkçeleriyle ,doğru kelimelerle anlatmaya çalışıyorlar.Güney Afrikalı on bir yaşındaki sunucunun da isteği üzerine Necip Fazıl’dan Kaldırımlar  şiirini okuyor. Öğrendiği dilin hem alfabesini öğreniyorken,o içinden çıkılmaz yürek buğusu acının da sahibi olduğunu gözlerini kısa kısa okurken anlıyor insan.Şiirin sonunda sunucu yanaklarından öpüyor,tebrik ediyor.Bir ülkenin dilini öğrenirken ,o ülkenin şairlerinin şiirlerini ezberleyemeye çalışırken merak ettikleri bu ülke topraklarını gördüklerinden,düşündükleriyle ne kadar örtüşüyor hep merak etmişimdir.

Yüzon beş ülkenin bu yıl katıldığı yine mükemmel bir yarışma olacağından eminim.Küçücük yürekler ,büyük heyecan içinde hem dil öğrenmenin ,hem de ülkelerine yapmak için çaba sarf ettikleri güzel duygularla gidecekler.Geçene yıl benim aklıma kalan o güzel gözlü kızın sözcüklerinden çıkan o hassasiyetin garip bir buğusu gibi.Dinleri,kabileleri,yaşadıkları yer,ülkeleri gözetmeden her birinin yüreğine inanarak,Türkçelerine bol şans diliyorum.Bulmaya çalıştıkları karşılıklarını umarım bulurlar. İyi haftalar.

tenzileyorulmaz@gazetetrakya.com

Popularity: 3% [?]

ÖĞLE VAKTININ SESSIZ ACISI

Posted by zdinckol On Ağustos - 8 - 2009

tenzileBazen çaresiz kalırsınız, söylenebilecek tek sözünüz bile karşı tarafa yoktur. Kaşlarınız düşer, konuşmakta zorlanırsınız, sanki tüm dünya başına yıkılmış gibi umutsuz gözlerle bakınır, kendinize içten içe moral vermeye çalışırsınız. Kısacası kendinizi kandıra kandıra bir hal olursunuz.

Öğle sıcağını kendini göstermeye başlamışken güneşe sırtımızı dönüp gözlerindeki umutsuzluktan konuşmaya başlıyoruz arkadaşımla. Sanki ömründe çok büyük bir kayıp yaşamış, bir daha hiçbir şey düzelmeyecek şekilde konuşurken arkadaşım gözlerindeki sabrın ifadesinin, beklemek üzere olduğunu görüyorum. Anlatıyor yaşadıklarını, yorula yorula bazen dalıp gidiyor bir noktaya, bazen de ısrarla gözlerini kaçırarak anlatıyor. Sözcüklerin birleşimin de hep aynı sonuç çıkıyor. Yorucu bir aşktan kendini soyutlamaya çalışırken, aslında çok acı çekerek hatta imkânsız olduğunu bilerek ama bile bile kendini bu sulara bırakan arkadaşımın yaşadıklarını tarif etmekte zorlanırken, bir o kadar da teselli edemiyorum. Aylar önce sevdiğim bir yazar’ Sevdikleriniz büyük yıkıntılar, gözyaşları, acılar atlatıyorsa sessiz sessiz oturmak lazım yanlarında, sadece bakmak lazım gözlerine. Tesellisi sözcükleri işe yaramaz çünkü bir şeyleri kaybeden insanların yaşadıklarını fırtınalarda’ diye kaleme dökmüştü. Bu satırları okurken ‘Umarım kimse yaşamaz da sessiz sessiz oturulmaz yanında ‘demiştim. Demiştim ama insanın başına gelince, karşında yüreği pır pır eden biri olunca ne sessiz sessiz oturabiliyorsunuz ne de konuşabiliyorsunuz.

Güneşin sıcağından çok anlattıklarının rüzgârı etkiliyor, doğru kelimeleri seçmek için kendimce savaş veriyordum. Böyle anlarda küçük bir kelime hatası karşındakinin hayatını nasıl değiştirir, nasıl senaryolar kurulur oynanır ve hemen dengeler değişir, düşünceler alt üst olurken tek bir kelimenin bu kadar hüzünlü bakan arkadaşımın daha dibe vurmaması için susuyor, ben sustukça o konuşuyor, konuştukça onay bekleyen gözlerle bana bakıyordu. Artık bir şey söyle der gibi baktı: “Ee hayırlısı hayata kaldığın yerden devam etmek zorundasın, topla kendini, neler var önünde yaşanacak’ dedim. (En sinir bozucu teselli olduğunun farkına olarak ama başka teselli olmadığının bilinciyle çıktı sözcükler ağzımdan). Gülümsedi, gözlerimin içine bakarak onay verdi. “Haklısın” dedi. Vedalaştım, değişen pek bir şey olmadan, işimize geri döndük.

Yapılacak işlerin telaşında sanıyorum erteledi imkânsız olan duygusu, kala kaldı yalnızlığıyla, kelimelerini tüketmiş olmanın telaşıyla beklemekten vazgeçtiğini anlatan bir mesaj düştü telefonuma. Mesajı geldiği dakikalarda gün bitmiş, konuştuklarımız öğlende kalmış sevdiğim bir aktörün filmini izliyordum. Film mutlu sonla bitiyordu ama arkadaşım yeni bir duygu için kendine mutlu son arıyordu. Gülümsedim, filmin bitiminde kendi mutlu sonlarımla, mutsuz sonların telaşındaki kendimi ve sevdiklerimi düşündüm. Keşke tüm sonlar mutlu sonlar bitse diye aklımdan geçirdim. “Mutsuz sonlar olmasa mutlu olanların değeri nasıl bilinir ki” dedi, içimden bir ses.

Tüm filmler, tüm yaşanmışlıklar mutlu gülen gözler bıraksın istiyorum. Bu kadar olumsuz yaşamlara, acılara rağmen birileri mutlu sonlar yaşıyor mu çok merak ediyorum… Iyi haftalar.

tenzileyorulmaz@gazetetrakya.com

Popularity: 3% [?]

KARDELENLERIN ANNESINE VEDA

Posted by zdinckol On Ağustos - 8 - 2009

tenzileBeklenmedik anda gelen tüm haberler sersemletici bir hal alıyor. Haftaya Türkan Saylan’ ın ölüm haberiyle uyandım. Sabah gözümü açar açmaz haber bülteni ‘Türkan Saylan’ı kaybettik ‘diye alt yazı geçti. Millet olarak, insanlık olarak büyük bir kayıp, büyük bir eksiklikle saygı değer bir büyüğümü kaybetmenin derin sızısıyla işin yolunu tuttum.

Kendisini tanıma fırsatım olmadı, fakat bir arkadaşımın sayesinde savaş verdiği, hayata geçirmek istediği tüm projeleriyle yakından takip ediyordum. Arkadaşım beş kardeşi ve ailesiyle Sivas’tan göç etmiş. Levent’te yerleşmiş ve mahalle arkadaşının teşvik etmesiyle Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurslarına katılmış. Kurslarda kendi yaşamının farkına varmış, kendi yeteneklerini ortaya koymak adına zemin hazırlanan bu kurlar sayesinde üniversiteyi kazanıp, dernek kendisine burs sağlamış. Tüm bunları anlatırken gözleri dolar ve büyük bir sevinçle ‘Eğer kursa gitmeseydim, şuan bir fabrikada işçiydim’ diyerek gözleri dolar, yanakları al al olurdu.

Türkan Saylan’ın yaptıklarını tüm medya yazdı. Görüşü, dünya bakışı, verdiği mücadelelerde sonsuz yolculuğuna dualarımızla gönderdik. Cenaze törenindeki kalabalık her şeye noktayı koyuyordu. Ancak bu ülke de birileri kırılmadan, üzülmeden, suçlanmadan, bu dünyadan göçüp gittikten sonra değer kıymet biliniyor olsa da hala konuşuyor olabilen, kendini anlatabilen, hala birileri için, laik Türkiye için bir şeyler yapabilenler var olduğunu görebilmenin büyük mutluluk ve vasiyetiyle gözlerini hayata yumdu.

Burs vermenin dışında, benim sürekli üzerinde durduğum yaza yaza bitiremediğim yazdıkça daha çok yazmam gerektiğini düşündüğüm ‘Kadına Şiddet Kampanyası’nın en önemli destekçilerindendi. Anadolu’daki kız çocuklarının da okumaya hakkının olduğunu savunan, Anadolu’daki kız çocuklarının bir çiçek olduğunu savunan, Atatürk Ilke ve Inkılâplarının büyük yol gösterici olduğunu, taviz verilememesi gerektiğini, laik, çağdaş bir Türkiye uğruna suçladı, tepki aldı, konuşmaları yanlış anlaşıldı. Şimdi dualarda yanındayız, yaptıklarını anarken.

Cenaze töreni ekrandan izlerken sustum. Konuşacak kelime bulamamak böyle anlarda, anlatamamak içinden geçenleri derin bir boğaz yanmasına neden olur. Söylenecek tek cümlem:’Nur içinde, huzur içinde uyusun’oldu. Bilgisayarın başına geçip Sezen Aksu’nun sesinden ‘Kardelen’şarkısını dinledim. Gökkube de ki hoş seda bırakırken, tüm kardelenlerini gökyüzünden izleyecek açmaları için bıraktığı miraslarla, öğrettiklerinin huzuruyla nur içinde yatsın. Iyi haftalar.

tenzileyorulmaz@gazetetrakya.com

Popularity: 3% [?]