Kırklareli Haberleri için yeni adresiniz! – www.40lareli.com

Kırklareli Haberleri için yeni adresiniz!

boranseferciYanlış hatırlamıyorsam, bundan yaklaşık 10 yıl önce Ilyas Yalçın’ın organizatörlüğünde ‘Kırklar Pınarı Şiir Dinletisi’ adı altında bir toplantı yapılmıştı. Edirne’li şairlerin de katılımıyla Kırklareli’nde ilk defa düzenlenen (ya da yeni nesil için ilk olan) bu organizasyon, oldukça heyecanlı ve güzel geçmişti.

Sonra Kırklarelili şairler ya da şiir yazanlar da bir grup kurmaya karar vererek, faaliyetlerini bu grup adı altında düzenlemenin daha etkili ve sağlam bir yol olacağına karar verdiler.

‘Kırklar’ın Sesi Şairler Grubu’ böyle doğmuş oldu. Kültür Pasajı’nda, kendisi de bir şair olan Mülayim Tirfil’in kahvehanesinde her ay toplanan şairler, içlerindeki kültür coşkusunu, kimi zaman mısralarla, kimi zaman da türkülerle birbirleriyle paylaşmaya çalıştılar. Zaman ilerledi. Bahsettiğimiz grup bölgesel çaptaki faaliyetlere de iştirak etmeye başladı. Yavaş yavaş tanınıyordu. Ancak bir sorun vardı. Içlerinde büyük bir kültür aşkı olan bu insanlar, bir türlü kabuklarını kıramıyorlardı. Çünkü şiir, kentin insanlarını cezbetmiyordu. Toplantıları halkın ilgisini çekecek konsepte ayarlayamıyorlardı. Bir de her ay afişlerle, anonslarla duyurularak halkın da davet edildiği bu dinletilere, kahvede düzenlenmesinden doğan bir antipati sebebiyle aynı yüzlerden başka kimse katılmıyordu. Ortaya bir kısır döngü çıkmıştı.

Zaman ilerledikçe gruptan bazı isimler yeni öneriler, projeler üretmeye çalışsa da, grup içindeki despot kişiler buna karşı çıkıyor, kabul etmiyordu. ‘Kırklar’ın Sesi Şairler Grubu’nda ilk kopmalar böyle başladı. Yanılmıyorsam, Erkan Gökçen ve Selahattin Demiraco gruptan ayrılan ilk isimlerdi. Ayrılığın hemen sonrası kendi gruplarını kuran Gökçen ve Demiraco, bu gruba ‘Optimist Kültür ve Sanat Grubu’ adını verdiler. Başka bir kahvede şiir dinletisi düzenlemeye başladılar. Değişik faaliyetlerde bulunmaya çalıştılar. Ancak çember yine aynı çemberdi. Daha sonra Demiraco bu gruptan ayrıldığını söyleyerek, kendi koordinesinde ‘Günbatımı Şairleri’ topluluğunu kurduğunu açıkladı. Süreç, bu grubun da, Optimist’in de ömürlerinin tükenmesine yol açtı. Saman alevi gibi yandılar ve söndüler.

Tüm bunlar yaşanırken Kırklar’ın Sesi Şairler Grubu, Mülayim Tirfil’in kahvesinde çalışmalara devam etti. Edirne Ozan Ağacı grubuyla geliş gidişler sıklaştı. Faaliyetler artıpta, şehir dışına davetler çoğalınca ortaya maalesef çatal sesler çıkmaya başladı. Bir ‘ben’cilik ya da bencillik yarışı başladı. Hiç olmaması gereken egoist tavırlar sergilenmeye başlandı. Işin ilginç tarafı, bu iç gıcıklayıcı tavırlar, hep aynı kişi ya da kişiler tarafından yaratılıyordu.

Kırklar’ın Sesi Şairler Grubu’nda yine kopmalar yaşanmaya başladı. Biri ayrılıyor, öbürünün kafası atıyor, diğeri küsüyor, bir başkası kızıyor, falanca isim çekip gidiyor, birkaç ay sonra bir bakmışsınız geri dönüyor. Böyle şiddetli depremlerin ortasında kültür kelimesinin yanına yakışmayacağı davranışlar sergilenmeye başlanmıştı. Kırklareli’nde kültür adına bir şeyler yapmaya çalışan bu insanlar, aslında zaten kültüre, şiire pek yakın olmayan birçok kişiyi daha da uzaklaştırdılar. Hoş ya, artık kimse “memlekete bir faydamız olsun, ilimize, hemşehrimize, yeni nesle örnek olalım” demiyor, sadece “ben daha iyiyim, ben daha iyi şiir yazarım, ben şairim o değil, ben şöyleyim böyleyim” kavgasına kaptırıyordu kendisini.

Sağlıklı feyiz vermeyi, despot ve dar fikirleri empoze etmeye dönüştürmüş ve bunu alışkanlık haline getirmiş bazıları, bu kavgada artık kendisini bir pop yıldızı gibi görmeye, bir süperstar, bir megastar havasına bürünmeye başladı. Hal böyle olunca, aslında hiç biri farkında değildi ama, bir adım bile ileri gidemediler. Çünkü bizim bildiğimiz ilerleme, kişisel fikir ayrılıklarını ilkokul çocuklarının kavgasına dönüştürmekle ve sponsorlarla oraya buraya giderek birkaç şiir okuyup, sonra da kendini Michael Jackson gibi görmekle olmuyor.

En nihayetinde Kırklar’ın Sesi Şairler Grubu son çatırdamalara dayanamadı ve dağıldı. Bir süre sonra Kırklarelililer baktı ki, ortaya yeni bir dernek çıktı. Kırklareli Kültür Sanat ve Edebiyatçılar Derneği, kısa adıyla KIRKSEDER. Önderliği Nazif Karaçam yapıyordu. Sonra hemen akabinde bir dernek daha çıktı ortaya. Kırklareli Şair Yazar ve Sanatçılar Derneği. Onun da önderliğini Mustafa Ermiş üstlenmişti. Işler ciddileşmiş ve olay resmiyete dökülmüştü. Fakat neden iki ayrı dernek vardı? Öyle ya. 60 bin nüfuslu küçük bir kentte, aynı kulvara hizmet edecek iki ayrı dernek. Niye böyle olmuştu? Cevabı çok basitti aslında. Çekememezlik, bir avuç insanı ikiye bölmüş ve ortaya iki ayrı dernek çıkmıştı. Toplasan 100 kişiyi bulmayacak bu kültür emekçileri, birarada durmayı becerememişti.

Dernekler kurulduktan sonra ise daha ilginç gelişmeler yaşandı. Kırklareli kültür ve sanat dünyasının sevilen bir ismi olan Savaş Erdem’in büyük bir özveriyle hazırladığı Cep Sanat dergisinin KIRKSEDER’in süreli bir yayını niteliğinde olmasına karar verildi. Daha sonra ise Kırklareli Şair Yazar ve Sanatçılar Derneği’nin ‘Biz 39’ adlı dergisi piyasaya sürüldü.

Dernekler arası kavga artık dergilerle de sürmeye başladı. Tüm kılıçlar çekildi. Savaş başladı. Iki tarafta üstü kapalı olarak birbirlerine imalı ve iğneli laflar söylemeye başladı. Bu nasıl kültür çalışması, nasıl sanat hizmeti, nasıl bir entellektüellik göstergesiydi peki?

Bu çalışmalar içerisinde derneklerin faaliyetlerini inceleyecek olursak;

Her iki dernek te üye bulma ve yapma konusunda kıyasıya bir mücadeleye girdiler ve kendilerine yetecek sayılara ulaştılar. Hani bir zamanlar terminallerde otobüs şirketlerinin muavinleri müşteri kapmak için kıyasıya yarışırlardı ya, işte bu iki dernekte üye yapabilmek, sayıyı çoğaltabilmek için böyle yarıştılar.

KIRKSEDER çoğunlukla Kırklar’ın Sesi Şairler Grubu’ndan ayrılmayanlardan oluştuğu için şiir dinletileri, senelerdir olduğu gibi kütüphanede, aynı yüzlerle, aynı seslerle, hiç bir değişim yelpazesi açmadan tekdüze bir şekilde devam ediyor.

Kırklareli Şair Yazar ve Sanatçılar Derneği ise dinletilerini Çukur Çeşme Cafe’de sürdürüyor. Burada doğruyu söylemek gerekirse, ikinci dernek bir adım öne geçmiş oluyor. Çünkü kamuoyunun ilgisini çekecek bir mekanda, çok farklı bir düzenekle hazırladıkları programları, katılımın artmasını sağlıyor. Bunun en büyük sebeplerinden biri ise, ortamda profesöründen, çiftçisine, metalci gencinden, bağlama çalan ozanına her yaştan ve her tarzdan insanın yer alması.

Ancak KIRKSEDER’e baktığımızda hala aynı yaş ortalaması ve aynı isimlerin yer aldığını, bu yüzlerin zaman zaman kendi aralarında bile anlaşmazlığa düştüğünü görüyoruz. Bu da KIRKSEDER’in kaliteden ödün vermediği, elit ve seçkin insanlardan oluştuğu imajını büyük ölçüde zedeliyor.

Ancak bunların yanı sıra KIRKSEDER’in içinde yer alıpta, hiç bir polemiğe girmeyen isimler de mevcut tabii ki. Bu isimler (bunlardan bir tanesi Aleaddin Ikican), dernek içindeki bir takım gerginliklerin pasifize edilerek, dışaıya yansıtılmamasını sağlıyor. Ancak bu çabalara rağmen bazı isimler (bunlardan bir tanesi Enis Ilgar) her organizasyonda yarattığı problemli dakikalar, çizdiği agresif ve kibirli portreyle, dernek programı için şehir dışından gelerek dinletiye katılma nezaketi gösteren misafirlere bile gösterdiği üslupsuz tavırlarla, KIRKSEDER’in Kırklareli kültür piyasasında koymaya çalıştığı ağırlığa büyük bir darbe vuruyor ve bu maalesef ya görünmüyor, ya da görmezlikten geliniyor.

Kırklareli Şair Yazar ve Sanatçılar Derneği’nin de gördüğüm kadarıyla çizdiği yolda yürürken yalpa yapmasına neden olan bazı durumlar var. Bunladan bir tanesi, KIRKSEDER’den önde olma çabasını öfke ve hırs olgularına kurban etmeleri. Çünkü insanlar magazin dünyasındaki sanatçıların polemikleri gibi bir kavga tablosu görmekten bıkıp usandılar. Bunu yapan kültür ve sanat insanları olunca durum daha da itici bir hal alıyor aslında.

Iki dernek arasındaki kavga artık dergilerede yansıdı. Biz 39 dergisinin geçtiğimiz ayki sayısında Mustafa Ermiş; “Yeni açılan köfteci dükkanının yanına, köfteci dükkanı açmıyoruz. Çocuklara oyuncak vermiyoruz. Iletişim kurarak onlara, eğitim, kültür, sanat alanında dergimizi sunuyoruz. Özlediklerinizi sunuyoruz.” diye bir açıklama yayımlamıştı.

Cep Sanat’ın geçtiğimiz günlerde çıkan yeni sayısında ise Savaş Erdem; “Bazı yayınlar, hacimleri küçük gibi görünseler de, içeriklerinin zenginliği ve doyuruculuğu, büyük boyda çıkan yayınların hormonlu besinler gibi şişmiş halleri karşısında ‘demir’ gibi ağır basmakta.” şeklinde bir açıklamada bulundu. Bunun yanısıra Cep Sanat’ın ön kapağında, antet içinde parantezle yazılmış ‘Kırklareli’nin Tek Dergisi’ yazısı da, ya unutulduğundan ötürü, ya da bilerek bırakıldığından dolayı yaşanan polemiklere tuz biber ekiyor.

Evet sevgili okuyucular. Kırklareli’ndeki bir avuç kültür insanının bu anlamsız rekabeti, buraya hiç bir fayda getirmediği gibi, aksine zarar veriyor, yıpratıyor, duraksatıyor, geriletiyor.

Tamam, belki diyeceksiniz “Rekabetin olduğu yerde, kalite artar” diye ama. Bu bir ticari girişim değilki. Kültür ve sanat uğraşı. Buna da tamam diyelim. Yine de rekabet olsun, kalite artsın diyelim. Burası bir metropol değil ki, aynı uğraş için emek sarfedenler birden fazla dernek kursun. Bu, 60 bin nüfuslu bir ilde, biraraya gelemeyen 100 kişinin kişisel hırs kavgasına dönüşmüş bir magazin ortamı artık. Üstelik bu dernekler, daha nasıl rekabet edilerek kaliteye ulaşılacağını kavrayamayacak kadar amatör. Bünyesindeki o kadar üyeye rağmen iki dernekte birleşmenin, biarada olmanın, kenetlenmenin Kırklareli’nin ismini daha iyi duyuracağını bilemeyecek kadar kavgacı ve kör düşünceli.

Artık Kırklareli, bugün Mülayim Tirfil’in arkasından konuşup, yarın onun kahvesinde yüzüne bakıp çay içen enteresan insanları istemiyor artık. Kırklareli daha amaçlarını bile doğru düzgün belirlemeden kurulan derneklerin, kişisel kavgaların ilan edildiği bir platform olmasından hiç hoşnut değil. Madem birleşemediniz, madem iki ayrı dernek kurdunuz. O zaman bu şehir için faydalı şeyler yapın. Birbirinize muhalefet olmak istiyorsanız da, yapıcı eleştirilerde bulunun, görüş alışverişi yapın ve kendinizi geliştirin. Takdiri de okuyucuya ve Kırklareli halkına bırakın. 3. Dünya savaşına mı hazırlanıyorsunuz? Ne bu şiddet, bu celal?

Ve Kırklareli’ndeki şiir dinletisi organizasyonlarının, halka yönelik kültür hareketlerinin tohumlarını 10 sene önce atmış olan sevgili Ilyas Yalçın. Neredesin? Belki de tüm bu karmaşalardan usandığın için uzak kalmayı tercih ettin. Haklısın. Ama seni tekrar görmek istiyoruz. Kendi kalitenle, pozitifliğinle, başarınla, insan sevginle, mükemmel iletişim becerinle. Sen de bir dernek kur da insanlar nasıl kültür sanat yapılırmış, Kırklareli’ye nasıl hizmet edilirmiş görsünler. Görsünler ki; “Benim babam, senin babanı döver” durumuna gelmek üzereyken biraz ders alsınlar. Kendilerine gelsinler….

Boran Seferci

kalemtras@gazetetrakya.com

Popularity: 7% [?]

Leave a Reply